Sahi Neydi Sevmek? İhanetin Sessiz Tanığından Bir İtiraf
Sevmek sandığım şeyin aslında kendimi kaybetmek olduğunu görüp, gerçek sevginin önce kendini sevmekten geçtiğini acı bir tecrübeyle öğrendim.

0:00 / 5:00
Sevmek sandığım şeyin aslında kendimi kaybetmek olduğunu görüp, gerçek sevginin önce kendini sevmekten geçtiğini acı bir tecrübeyle öğrendim.
“Sahi neydi sevmek?” diye soruyorum kendime, bu sessiz gecenin ortasında. Kalbimin eskimiş tahtalarında yankılanan bir soru bu. Cevap, artık içinde yaşamadığım o terk edilmiş odalar kadar boş geliyor.
Sevmek, öğrendiğim kadarıyla, bir çeşit körlüktü başlangıçta. Gözlerin, seni besleyen zehri şeker sanacak kadar kamaşırdı. Onun gülüşünde cenneti, bir bakışında kaderi görürdün. Tüm uyarı işaretleri, o gelgitli ilgisi, tutarsız sözleri, hep senin koşmanı bekleyen mesafesi, parlak birer süs gibi görünürdü sevginin gözlüğü takılıyken. “İşte bu,” derdin içinden, “aşkın ta kendisi. İşte bu heyecan, bu belirsizlik, bu tutku.”
Aldatılmak ise...
Aldatılmak, o gözlüğün aniden çatlayıp yüzüne saplanması gibi bir şey. Bir anda netleşen, acıtan, kanatan bir netlik. O “tutku” dediğin şeyin, aslında senin fedakârlığın üzerine kurulu bir bencillik olduğunu görmek. Onun “kaderim” dediğin varlığının, seni sıradan bir seçenek, belki de bir ara durak olarak gördüğünü anlamak. İhanet, sadece bir başkasıyla paylaşılan yatak değildir. Senin kutsal bildiğin duyguların, emeğinin, zamanının, güveninin hiçe sayılmasıdır. Senin “sevgi” diye adlandırdığın şeyin, onun dilinde “kullanışlılık” veya “geçici heves” anlamına geldiğini öğrenmektir.
Ve sevilmemek...
Ah, sevilmemek. İhanetten daha sinsi, daha kemirici olan. Çünkü ihanet bir eylemdir, bir sonuçtur. Sevilmemek ise baştan beri var olan, senin fark etmediğin veya etmek istemediğin temel gerçektir. O adam... Sevdiğimi sandığım adam... Onun tarafından sevilmediğimi anlamak, yıkıntıların arasında ayağa kalkmaya çalışırken üzerime çöken ikinci deprem gibi. Tüm o çabalar, beklentiler, “Acaba?” diye iç geçirdiğin yıllar, aylar, saatler, anlar; “Belki...” diye kurduğun hayaller... Hepsi, onun gözünde senin değerin olmadığı gerçeğinin üzerine örttüğün incecik bir tülmüş meğer.
Sahi neydi sevmek?
Şimdi geriye dönüp baktığımda, sevmek adını verdiğim şeyin çoğunlukla beklemek olduğunu görüyorum. Telefonun çalmasını beklemek. Bir mesajın, bir aramanın gelmesini beklemek. İlgi gösterdiği o kısa anları beklemek. Kendini ona beğendirmek için sürekli bir çaba içinde olmak. Onun ihtiyaçlarını, kaprislerini, ruh hâlini merkeze alıp kendi benliğini silikleştirmek... Bu sevgi miydi? Yoksa kendine saygısızlık mı? Kendini kaybetmenin görkemli bir adı mı?
İhanet ve sevgisizlikle yüzleşmek...
Bu, bir tür ölümdür aslında. Eski ben’in, o körü körüne seven, sınırsız güvenen, safça inanan kadının ölümü. Bu ölüm acı verici. Ruhun derinlerinde bir yara açıyor. Ama aynı zamanda bir uyanış. Bir farkındalık. Bir sahne ışığı gibi aniden yanıyor ve sen, senin “aşk” dediğin oyunun aslında senin tek başına oynadığın, onunsa seyirci bile olmadığı bir trajedi olduğunu görüyorsun. Dekorlar sahte, replikler tek taraflı, sonu ise senin için hazırlanmış bir yıkım.
Peki şimdi? Şimdi bu yıkıntıların arasındayım. Toz toprak içinde, kalbim paramparça. “Sahi neydi sevmek?” sorusunun cevabını tam olarak bilmiyorum henüz. Ama artık ne olmadığını çok iyi biliyorum. Sevmek; küçülmek, beklemek, kendini unutmak, tek taraflı bir fedakârlık gösterisi, karşılıksız bir çığlık değilmiş. Belki de sevmek, önce kendini sevmekle, değerini bilmekle başlıyormuş. Kendine saygı duymayanın, başkasından da gerçek saygı ve sevgi göremeyeceğini öğrendim; acıyla, kanırarak.
Bu yara izi kalacak belki. Ama bu iz, artık bir zayıflık nişanesi değil. Bir uyanışın, bir direnişin, kendi değerini sonunda fark eden bir kadının nişanesi. Sahi neydi sevmek? Belki de gerçek sevgi, ilk önce kendine karşı dürüst olabilmekte, kendi değerini bilebilmekte ve asla o değerin altında bir muameleye razı olmamakta yatıyordur. Bunu öğrenmek pahalıya mal oldu. Ama öğrendim. Ve bir daha asla, “sevgi” adı altında sunulan ihanet ve değersizlik rüzgârlarına kapılmayacağım.
Çünkü artık biliyorum: Gerçek sevgi, seni küçültmez; seni olduğun gibi kabul eder, besler ve asla yalnız hissettirmez.
Onu bulana kadar, en derin sevgimi kendime saklayacağım.
Sevgilerimle.
Işığım ışığınız olsun...






