Denge
Denge; evrende, doğada ve insan hayatında varlığın sürdürülebilmesi için olmazsa olmaz bir uyum yasasıdır.

Evrenin oluşumuna dair en çok bilinen teorilerin başında olan BİG BANG(Büyük patlama)modeline göre günümüzdeki evren 13,8 milyar yıl önce sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip,sıkışmış bir noktanın patlamasıyla oluşmuştur.Bu teori günümüzde geniş alanlara yayılmış hala üzerinde çalışmalar bilim adamları tarafından devam etmekte.
Büyük patlama olayından sonra evrende ilk olarak yıldızlar,sonra galaksi kümeleri,güneş sistemi,gezegenler oluşmaya başladı.Bu oluşum yeryüzü katmanındaki sıvının genişlemesiyle devam ediyor.Bütün bu yaşananlarda akıllara gelen ilk sorular sanırım
Evren nasıl böyle bir düzen içinde oluştu?
Evrendeki düzen nasıl sağlanıyor? olmalı.
Cevap herkesi merak içinde bırakıyor.Evrende bulunan her şeyin bir görevi ve işleyişi vardır.Bu işleyiş mükemmel bir düzen içinde gerçekleşir.Güneş ve ayın,gezegenlerin belli bir yörüngede hareket etmesi,mevsimlerin sırayla yaşanması,gece ve gündüzün oluşumu,atmosferde katmanların meydana gelmesi,yükseklere çıkıldıkça basıncın artması gibi örnekler evrenin bir düzen içerisinde hareket ettiğinin işaretidir.
Peki bu muazzam düzen olmasaydı evren nasıl olurdu?
Eğer yörünge sistemi olmayıp dünya güneşe daha uzak olsaydı gezegen çok soğur ve Buzul Çağı’na girerdi.Dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızı daha yavaş olsaydı gece ve gündüz arasındaki ısı farkı çok büyük olurdu.Atmosfer olmasaydı güneş ışınlarının tamamı dünyaya ulaşırdı.Morötesi ışınlar,tüm radyasyon insan DNA’sına zarar verirdi.Meteorolojik olaylar görülmezdi.
Özetle evrenin oluşumundan günümüze kadar devam eden bu düzen hayatta kalmamızın başlıca sebebidir.
Denge kavramının karşımıza çıktığı diğer bir durum ise ekosistem.Ekosistemdeki denge doğada yaşayan tüm canlılar ve onların yaşamış olduğu çevre arasındaki ilişkiyi belirtir.Bu denge adeta birbirine zincirin halkaları gibi bağlıdır.Bir halkanın kopması bütün zinciri dağıtır.Canlıların yaşamı tehdit altına girer ve uyum bozulur.Çünkü ekosistemde bütün canlıların bir görevi vardır ve bu görev hayatta kalmamızın yegane şartıdır.
Ekosistemin sağlıklı devam etmesi için biyoçeşitliliğin sürdürülmesi,bitki ve hayvan dengesinin korunması,doğal yaşam alanlarının genişletilmesi gerekir.Aksi takdirde yaşam ömrü kısalır ve evrende geri dönülmez büyük felaketlere yol açar.Doğanın düzeni ve dengesi altüst olur.Bunu birkaç örnekle açıklarsak:
Arı,kelebek ve kuş gibi hayvanlar,bitkilerin üreme sürecinde polenleri taşıyarak bitki popülasyonunu sağlar.Bu hayvanların yok olması bitkilerinde yok olmasına neden olur.Planktonlar hepimizin nefesidir.Fotosentez yetenekleri sayesinde oksijen üretmekte ve dünyaya dağıtmaktadır.Dünya oksijenin yarısını planktonlara borçludur.Kurbağalar yırtıcı hayvanlar için önemli bir besin kaynağıdır,kendileri de böceklerle beslenerek böcek popülasyonunun dengelenmesini sağlar.Kurbağaların olmaması hayvan dengesini bozar.Son zamanlarda ülkemizde sayısı oldukça artan ve insan ölümlerine sebep olan keneler de keklikler olmasa insan hayatını tehdit etmeye devam eder.Bunun gibi ekosistemin muhteşem düzeninde yer alan pek çok örneği sıralayabiliriz.
Dengenin üzerimizde etkili olduğu bir diğer alan ise kişisel hayatımız.Hepimiz hayatımızda denge gerçeğiyle karşı karşıya kalır,kimimiz baş eder kimimiz ise dengesizlik içinde çöküşler yaşarız.
Peki insandaki denge nedir?
Siz dengeli bir hayat yaşıyor musunuz? Gelin hep birlikte bu sorulara cevap arayalım.
İnsandaki dengeyi şöyle ifade edebiliriz : Vücudumuzun çevre içerisindeki durumunu haber veren ve istediğimiz şekilde tutan biyolojik sistemdir.
Biyolojik olarak sağladığımız bu dengeyi sizce psikolojik olarak sağlıyor muyuz?
Bu sorunun cevabına bazen evet bazen hayır dediğinizi duyar gibiyim.Çoğu insan dengesini hayatla mücadele içerisindeyken koruyamaz.O mücadele o kadar baskın gelmiştir ki kişi kendini unutmuş bütün dengesi değişmiştir.Buna sebep ise bazen bir kişi,bazen iş hayatı,bazen de toplumun ta kendisi olmuştur.
John Steinbeck,’’Bir insana dengesini kaybettirip sonra da normal davranmasını bekleyemezsiniz.’’der.
Gerçekten de öyle.Bazı insanlar dengemizi öyle bir sarsar ki ne yapacağımızı nasıl davranacağımızı kestiremeyiz.Bu durumu,
Albert Einstein’’Hayat bisiklet gibidir,dengeyi kaybetmemek için ilerlemek gerekir.’’diye ifade eder.
Buradan da anlıyoruz ki hayatımızda dengemizi bozan saçma sapan davranışlarıyla bizi ablukaya alan insanları ve olayları kapı dışı bırakmalı olumsuz bir durumda bununla mücadeleyi öğrenmeliyiz.
Çoğumuzun yaşadığı başka bir olay ise negatif insanların hayatımızın başköşesinde olmaları.Hem de öyle bir kuruluyorlar ki oraya indirmek mümkün olmuyor.Bu tip insanlar arkamızdan konuşup bizi çekiştiriyor,kıskanıyor,eleştiriyor.Tutum ve davranışları o kadar değişken ki öngörmek mümkün değil.Biz insanlara iyi oldukça ,yardım ettikçe,kimseyi üzmeyip kırmadıkça karşılığında kırılan da paramparça edilen de hep biz oluyoruz öyle değil mi?
Bunun asıl sebebini hiç merak ediyor musunuz?
Neden iyiyken kötülük görürüz?
İşte cevabı :Evren muhteşem denge içindeyken bizim davranışlarımızı,hayata ve kişilere yaklaşımlarımızı da dengede tutmak için çabalar.Bizler çevreye karşı ne kadar verici olursak evren dengeyi sağlamak için o kadar alıcı oluyor.Kısaca buna alma verme dengesi diyoruz.Bir kişi karşı tarafa ederinden fazla değer verdiğinde karşı tarafın olumsuz tavrıyla karşılaşıyor.Evren bize ‘’sen haddini aştın bu değeri azaltmalısın ve dengeyi sağlamalısın’’mesajı altında verdiğimiz değerin çok olduğunu bunu olması gerektiği kadar yapmayı söylüyor. O yüzden hayatımıza çektiğimiz insanlar ‘’hak etmeyen insanlar’’ aslında bizim yüksek değerde evrene gönderdiğimiz enerjinin bir karşılığı oluyor.
O halde hak eden insanları hayatımıza nasıl çekebiliriz?
Bunu şöyle bir örnekle anlatabilirim.Bilim adamları tarafından yapılan bir frekans ve uyum deneyine göre denge sistemi üzerinde kefeli terazilere farklı frekans değerine sahip enerji topları yükleniyor.Bu toplar eş zamanlı olarak birbirine doğru fırlatılıyor.Toplara yüklenen frekans değerleri birbirinden farklı olunca toplar birbirinin zıt yönüne doğru hareket ediyor.Daha sonra aynı frekans değerine sahip toplar birbirine doğru itiliyor ve birbirine çok yakın bir noktada çekim yasasıyla buluşuyor.
Özetle bu deneyde anlaşılacağı üzerine hayat boyu birbirinden farklı onlarca insanla karşılaşırız.Bunların kimisi aynı duygu ve düşünceleri paylaştığımız kişiler olur kimisi de öyle sandıklarımız.İnsanların taşıdığı karakterler,duygular,düşünceler,değerler bize ne kadar yakın olursa o insanların hayatımızda ‘’doğru yerde’’kalma oranı da artar.Bizler yeter ki aynı frekansa sahip olan kişileri seçelim ki dengede kalalım.





