Beş Perde, Tek Ayna (Zuhur-u Yusuf)
Şiir, Hz. Yusuf kıssasının sembolleri üzerinden insanın kendi nefsine, imtihanlarına ve karanlıklarından hakikate ulaşma yolculuğuna dair tasavvufi bir iç hesaplaşmayı anlatır.

1. PERDE: KUYU
Düşersin kendi kuyunun bilinmezliğine,
Karanlıkta boğulur sesin.
Yalnızlık bir battaniye gibi sarılır üstüne.
Dinlersin...
İçindeki fısıltıların,
Derinliğe akışını...
Haset çanları çalsa da on bir yıldızdan,
Duymazsın belki ama hissedersin
Ken’an’daki o güneşin feryadını:
Ya esefâ...
Ya esefâ alâ Yusuf’a!
2. PERDE: GÖZLER
Köleleşir aşka Yakub’un gözleri,
Artık sadece güzele odak.
Sahte kanlı gömleklere değil,
İçindeki sönmeyen kokuya
İnciler akıtarak...
Beyaz bir perde çekilir dünyaya;
Görmek, artık nurlu bir gömlek,
Ve beklemek,
Kendi karanlığında Yusuf'u bulmaktır.
Ken'an bir gurbet olur,
Gözyaşı bir lisan...
Ya esefâ...
Ya esefâ alâ Yusuf’a!
3. PERDE: KİLİTLİ KAPILAR
Yedi kapı kilitlenir üstüne,
İçinde o ateşten Züleyha:
"Haydi gel" der, "yakalım Mısır'ı!"
Ayak seslerin yankılanır
Karanlık odalardan.
Kaçarsın kendinden, kapılara çarparsın,
Gömleğin yırtılır arkadan.
Bir iffet bayrağı dikilir asırlara;
Zindan, daha aydınlık gelir saraydan.
Ve bir feryat yükselir Ken'an'dan:
Ya esefâ...
Ya esefâ alâ Yusuf’a!
4. PERDE: RÜYA VE TESLİMİYET
Diz çöker içindeki Firavun,
Mısır’ın tahtı sarsılır kibrinden.
Yedi semiz hasletini yutarken yedi zayıf korkun,
Kıtlık kapına dayanır...
Rüyaların dilsiz kalır sarayda;
Tacın bir yük, tahtın bir zincir olur.
Sığınırsın o zindandaki nura,
Benliğinin son kalesidir bu teslimiyet...
Çözülür rüyanın mühürü,
Aziz olur benliğinde ki Yusuf Mısır'a.
Biter yedi yıllık o kuraklık,
Bereket, Yusuf’un elinden dökülür ruhuna...
Ve artık vuslat zamanı gelir;
Açılır gözler, Yusuf'a varır menzil.
Kalbimizle Hû, dilimizle:
Merhabâ...
Merhabâ alâ Yusuf’a!
SON PERDE: AYNA
Şimdi bak aynadaki o kuyuya:
Yusuf sensin,
Yakub sen.
Züleyha senin içinde,
Firavunlaşan sen...
Mısır can evindir,
Ken'an hasretin.
Ve kuyu...
Kuyu senin aslındır.
Ya esefâ...
Ya esefâ alâ Yusuf’a!





