Eski Dünyanın Son Demleri
Teknolojinin ve yapaylığın henüz hayatı kuşatmadığı, insanların daha samimi, sade ve dayanışmacı yaşadığı geçmişe duyulan özlem ve bugünün ruhsuzluğuna yönelik eleştiri anlatılıyor.

Eski dünyanın son demleriydi;
Yirmi dört saatin bir güne kurulup ağır ağır yayıldığı,
Yazların sıcak ve kurak, kışların ayaz olduğu zamanlar...
Kamusal alan tartışmaları henüz hararetli,
Evler, otobüsler buram buram nikotin kokulu...
Mektuplar yazılırdı uzaktaki sevdiklere,
Kartpostallar seçilirdi vitrinlerden; özenle ve hevesle.
Görüntüsü yoktu ama telefon başlarında çaresiz beklenirdi;
Yardan gelecek bir sesin, yüzde bırakacağı o tebessümle.
Aşıklar, fotoğrafları cüzdanın gizli ceplerinde saklar,
Radyoda çalan o en sevilen şarkılar, kırmızı kayıt tuşuyla kasete sarılır;
"Ah," denirdi iç çekerek, "tam ortasında anons girmeseydi..."
Bir yaz günü, evin en kuytu gölgesinde uykunu bölerdi
"Halı, kilim, paspas kenarına..." diyen o tanıdık overlok sesi,
Ya da bir melodi eşliğinde sokaktan ağır ağır geçen "Aygaaaaz..."
Olsun, yine de güzeldi; sıcacıktı, samimi ve yalın.
Yapay olan henüz uğramamıştı semtimize.
Bundan mıdır nedir, acılar da sevinçler de
Göz hakkı gibi birlikte yaşanır, birlikte paylaşılırdı.
Mahalle bakkalının veresiye defterinde saklıydı güven,
Akşama doğru sokakları doldururdu ekmeklerin mis kokusu.
Leblebi tozu kaçarken boğazımıza usulca,
Misket sesleri karışırdı çocuksu bir sevince.
Siyah önlüklerin beyaz yakasında parlardı umutlar,
Sokak lambası yanınca evlere koşardı çocuklar.
Komşuda pişen, bize de düşerdi elbet;
Kokusuyla mahalleyi saran o sıcak yemeklerden.
Tek kanallı ekranlarda birleşirdi bütün hayatlar,
Aynı saatte susar, aynı anda gülerdi tüm sokaklar.
Renklerimizi ve o nev-i şahsına münhasır karakterleri kaybetmemiştik henüz;
Erbakan’ın rengarenk kravatları,
İbo’nun, gönülleri yakan alametifarikası o kırmızı gömleği,
Zeki Müren'in renkli kombinleri,
Ecevit’in halkçı kasketi, güvercini, mavi gömleği,
Demirel’in fötr şapkasıyla verdiği o babacan "binaenaleyh" pozu,
Cem Karaca’nın asi derisi ve Barış Manço’nun masalsı kostümleri...
Her şey böyle düz, sıradan, sanal ve flu değildi o zaman;
Kıvrımlıydı hayat, manüeldi, sıcak ve cıvıl cıvıl...
İnsan mı? O çok değişti ve "gelişti" elbette;
İçindeki o eski hırsı ve bitmeyen hasetliğiyle.





