Beyanlar

Akıl tutulmaları

Bu metin, Türkçenin zenginliğini ve kimliğini küçümseyen yaklaşımları eleştiriyor; dilin sözcükten ibaret olmadığını ve Türkçenin yeterli, güçlü bir dil olduğunu vurguluyor.
Akıl tutulmaları

DİLDE AKIL TUTULMALARI

Bir dilin başka dillerden etkilenmesi doğaldır. Ulusların birbirine böylesine yakınlaştığı, birbiriyle kaynaştığı bir ortamda dil etkilenmelerini yok saymak olası değildir. Ancak Türkçede yaşanan şey, tam olarak bu değildir. Toplum olarak etkilendiğimiz dilin yalnızca sözcüklerini almıyoruz, toplumsal yaşamımızı da etkilendiğimiz dilin ulusuna çevirmeye çalışıyoruz.  Özbeöz bizim olan sözcüklerin yazımını bile etkilendiğimizin dilin yazımına bakarak düzenliyoruz. Örneğin İngilizcede “welcome” yazıyor diye biz de “hoş geldin” ; “blueberry” yazıyor diye “yabanmersini” yazıyoruz. Oysa “hoş geldin, hoş bulduk, hoşça kal, yaban mersini” Türkçede ayrı yazılan sözcüklerdir.

Dilin kimlik olduğunu unuttuk, dile alınan her sözcüğün alındığı dilin kültürü ile geldiğinin farkına varamadık,  etkilendiğimiz dili, Türkçenin üstünde görerek aslında Türkçenin yetersiz bir dil olduğunu savunacak kadar kendimizden geçtik.

Sanal ortamda yayımlanan bir söyleşide konuşmacı, ne eksik ne fazla, şunu söylüyordu:

“Bakkaldan aldığım somun içine peynir koyup sandviç yaptım. Balkona oturup hanımın getirdiği çay ve su beraberinde afiyetle yedim.”

Ki basit bir cümledir, ilmî falan değil. Kökenleri itibarıyla ve sırasıyla:

Bakkal- Arapça; somun- Rumca; peynir-Farsça; sandviç- İngilizce; balkon-Fransızca; hanım-Moğolca; çay-Çince;  su-Çince; beraber-Farsça; afiyet-Arapça; yedim- Türkçe”

Ve konuşmasını alaycı tonda “yer misin?” diyerek noktalıyor ve dinleyicilerle birlikte gülüyor.

İzler izlemez dilimden şu dizeler döküldü: “Nesini söyleyim canım efendim / Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim / Arzuhal eylesem deftere sığmaz / Omuzdan kesili kolumuz bizim”

                        Kendi dilin küçümseyen, kurduğu ve basit olarak nitelediği cümlenin Türkçede bir cümle niteliği taşıyamayacak kadar anlamsız olduğunun farkında bile olmayan, sözcüklerin kökeni konusunda tartışmalı ya da yanlış bilgiler veren konuşmacı, neyi kanıtlamaya çalışmaktadır, anlamak olası değil. Türkçenin yetersiz olduğunu mu kanıtlamak amaç yoksa Türkçeyi içler acısı duruma düşürüp yetmezmiş gibi bununla övünmek mi?

Öncelikle şunu söyleyelim Sayın Konuşmacı, kurduğunuz cümle Türkçe açısından bir cümle niteliği taşımıyor ve hatta kurduğunuz cümle anlatım bozuklukları konusunda kötü örnek olarak gösterilmeye çok uygundur. On sekiz sözcüklü bir cümle kurup içinden on sözcük seçip yabancı kökenli olduğunu savunurken geriye kalan sekiz Türkçe sözcüğü görmezden gelmeniz için nedeniniz ne olabilir, anlayamıyorum. Kaldı ki kurduğunuz cümle Türkçeye uygun olarak on iki sözcüğe düşürülerek söylenebilirdi ve yabancı sözcük sayısı daha aza indirilebilirdi. Bunun için gereken tek şey, dilinizi sevmenizdi.

“Balkonda oturup ekmek arası peynir yerken hanımın getirdiği çayı ve suyu içtim.” deseydiniz “ basit bir cümledir ilmî falan değil” tanımınızın tutar bir dalı olabilirdi belki. İçinde fiilimsi olan cümle basit bir cümle değildir, bunu anımsatırdım ama sizi aşar diye düşünüyorum. Türkçenin en büyük özelliği az sözcükle çok şey anlatabilmesidir ve kurduğunuz cümle gereksiz sözcüklerle doludur.

Üzgünüm ama sözcüklerin kökeni konusunda da yanılıyorsunuz. Tek tek sıralayayım isterseniz:

“Hanım” sözcüğüne Moğolca diyorsunuz ama bu sözcüğün Eski Türkçedeki x n sözcüğün +um eki türetilmiştir ve Türkçedir.

“Su” sözcüğüne Çince diyorsunuz ama Eski Türkçede “sub” ya da “suv”, ve hatta 9.yüzyıldan sonra suw biçimine evrilerek günümüze “su” biçimde gelmiştir ve Tükçedir.

Türkçeyi yetersiz gösterme adına özbeöz Türkçe sözcükleri Moğolca ve Çince olarak göstermeniz ne ile açıklanabilir, bilemiyorum. Ve daha acısı "yer misin?" diyerek küçümsediğiniz dilin ana sütü gibi tatlı, ana sütü gibi tertemiz olduğunu nasıl unuttunuz, anlayamıyorum.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!