Dilde Akıl Tutulmaları
Metin, atasözleri ve deyimlerin halk kültüründen doğan sabit anlamlarının keyfi şekilde değiştirilmesinin dilin yozlaşmasına yol açabileceğini savunuyor; bu yanlış kullanımları örneklerle eleştirerek, dildeki kültürel mirasın korunması gerektiğini vurgulayan öğretici ve eleştirel bir deneme niteliği taşıyor.

ATASÖZLERİ VE DEYİMLER
Bedri Rahmi Eyüboğlu “Üç Dil” adlı şiirinde “Biri ana dilin / Elin ayağın kadar senin / Ana sütü gibi tatlı / Ana sütü gibi bedava / Ninniler, türküler de cabası” diye anlatır ana dilinin değerini.
Nazım Hikmet ise “Dilimin sözleri değerli taşlara benzer. Ben bir kuyumcu yamağıyım. Bu aydınlık taşları birbirine çarparak işitilmemiş sesler çıkarmak istiyorum. Onları öyle bir dizeyim istiyorum ki gözlerimiz en güzel türküyü dinler gibi olsun. Bir köylü toprağını ve öküzünü, bir marangoz tahtasını ve rendesini nasıl severse ben de Türk dilini öyle seviyor.''
Bir dilin zenginlikleridir atasözleri, deyimler ve türküler. Ve bunları oluşturan kültür hiçbir şeyi iş olsun diye söylememiştir. Söylenen her sözün bir öyküsü ve mantığı vardır. Bunu unutursak dilimizin zenginliklerini yok ederiz. O zenginliklerin yok olması ise kültürdeki bozulmanın ve yozlaşmanın habercisi olarak karşımıza çıkar.
Son dönemlerde bir değişik anlayış ile karşı karşıyayız. Atasözü ve deyim bakıp “Hayır ya, bu böyle olamaz; olsa olsa böyle olur.” Diyerek kendi mantıklarına göre atasözü ve deyim oluşturan insanlar var. Bu konuda örnekleri vermeden önce bu insanlara şunu söylemek isterim: “Atasözü ve deyimler, halkın ortak kültürüdür. Her birinin oluşumu yaşanmışlıklara dayanır. Sizin mantığınız onaylamıyor diye atasözlerini değiştiremezsiniz.”
Gelelim en belirgin birkaç örneğe:
I. Bir tutam ot için yardan uçan deve midir?
İnsan yaşadığı coğrafya ile biçimlenir. O coğrafyanın kendine sunduğu olanakları iyi bilmek gerekir. Son dönemlerde en sık kullanılan, üstelik hatalı biçimde kullanılan, bir atasözü vardır: “ Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur.”
Her ne oldu ise oldu ve bizim uçurum kenarlarında yaşayan, bitkilerin yeni sürgünlerini, yani filizleri, yemeyi çok seven hayvanımız keçi, deve oluverdi. Ve şimdi dillerde “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.” deyip duruyorlar. Birincisi deve yapısı itibarıyla uçurum kenarlarında dolaşamaz. İkincisi dolaşsa bile onu oraya götürecek bir amaç yoktur.
Öyleyse bir tutam ot için yardan uçan deve değildir.
“Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur.”
II. Eşek, hoşaftan mı, hoş laftan mı anlamaz?
Atasözleri, öylesine söylenmiş, iş olsun diye uydurulmuş söz öbekleri değildir. Ataların mantığını bir kenara bırakıp kendi mantığımızla o güzelim sözlere biçim veremeyiz. İşte o sözlerden biri karşımızda. Evinde eşeğine hoşaf veren bir köylü, eşeğin hoşafın suyunu içip tanelerini bıraktığını görünce: “Eşek hoşaftan ne anlar? Suyunu içer tanesini bırakır.” demiş. Bu söz daha sonra işin gerçek tadını anlamayanlar için kullanılmış. Şimdi “suyunu içer tanesini bırakır.” bölümünü görmezden gelip eşek ile hoşaf arasında bağlantı kuramayanlar: “Atalar yanlış söylemiş, eşek hoş laftan ne anlar.” demeye başladılar.
Öyleyse eşeğin anlamadığı şey hoş laf değil hoşaftır.
“Eşek hoşaftan ne anlar? Suyunu içer tanesini bırakır.”
III. Sinirimiz tepemize mi çıkar, burnumuzda mıdır?
Fiziksel olarak ele aldığımızda sinirlenen insanlarda en belirgin özellik yüz bölgesindeki renk değişimidir ki bu renk kızarma olarak karşımıza çıkar. Buradan hareketle oluşan deyimlerimizde siniri tepesine çıkmak, kan beynine sıçramak gibi anlatımlar seçilmiştir.
Dayanamaz duruma geldiğimiz, çok zorlandığımız olayları da canı burnuna gelmek biçiminde anlatırız.
Bugünlerde ise karşımıza bu iki durumu harmanlayan ve anlamını çözmekte hayli zorlandığımız bir kullanım çıkıyor. Üstelik bunu yapanların televizyon dizlerinde rol alan tiyatro kökenli sanatçılar olması canımızı daha çok acıtıyor.
“Üzerime gelme, zaten sinirim burnunda” diye konuşan biri için ne düşünmeliyiz. Siniri burnunda ise canı nerede olacak, kulağında mı?
Öyleyse dayanamaz duruma geldiğimiz anlarda “Canımız burnumuzda” sinirlendiğimiz zamanlarda “sinirimiz tepemizde” olacak.






