Zaman-ı Ziyan
Zamanın kıymetini bilip yine de onu çoğu kez ertelemelerle tükettiğimizi fark eden insanın, küçük adımlarla yeniden başlamayı seçerek irade ve disiplinle kendi yolunu inşa etmesidir.

Merhaba dostlar, hoş geldiniz.
Uzun zamandır yalnızca instagram hesabıma içerik üretmek için şiir yazdığımı, yeni yazılara bir türlü başlayamadığımı fark ettim.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalışan ben, bir türlü zamanımı doğru yönetemiyor zamanın kıymetli bir şey olduğunu unutmuş gibi davranıyordum. Çok ilginç…
Gören de sanacak ki dünyayı yönetiyorum. Oysa planlı çalışamadığım için işlerimin sürekli istediğim gibi gitmediğini fark ettim.
Galiba insan bazen hayatı değil, sadece ertelediklerini yönetiyormuş.
Zamanımı ne kadar ziyan ettiğimi işte tam da bu noktada anlıyorum.
Su gibi akıp gidiyor zaman; yapabildiğimiz tek şey çoğu zaman seyretmek. Oysa ben artık bu akan suyun yönünü kendime doğru çevirmek istiyorum.
Günlerimin hepsi aynıydı; “dünün tekrarı, yarının provası”…
Bu monotonluğa bir son vermek için yeniden geçtim kalemin ve kağıdın başına. Düşündüm ki, bu yolculuğa tekrar başlarken önce "zamanı" anlatmalıyım. Çünkü insan, en çok kaybettiği şeyi anlamaya çalışır.
Bir klişe vardır ya, her gün hesabınıza 86.400 yatırılıyor derler. Peki siz bu sermayeyi ne kadar doğru kullanıyorsunuz?
Kendisini dert edinmemiş insanlar için zamanın ne kadar kıymeti olabilir ki? Çünkü zamanın değerini, ancak onu boşa harcadığını fark edenler bilir.
Planlarım var, hedeflerim var ve bu doğrultuda olabildiğince sağlam bir iradeyle yürümek üzere bir yola çıktım. Şimdi hedeflerime giderken, önüme çıkan her engele takılıp düşüyorum.
Ama farkettim ki mesele düşmek değil, düştüğüm yerde ne kadar kaldığımdı.
Çünkü insan bazen yorgunluğundan değil, ertelediği adımlardan yoruluyor benim gibi.
Her tökezleyişte biraz daha duruyor, her duruşta zamanın omuzlarıma biraz daha ağır bastığını hissediyorum.
Oysa zaman beklemiyor. Ben toparlanmaya çalışırken, o çoktan bir sonraki durağa varıyor. İşte tam da bu yüzden, düşmekten korkmamayı öğreniyorum. Çünkü yol, düşmeden yürünmüyor, irade ise, engellerle güçleniyor.
Şimdi biliyorum ki hedeflere giden yol düz değil. Bazen taşlı, bazen yokuş, bazen de insanın kendi içinden geçen bir labirent. Ama her şeye rağmen yürümeye devam etmek gerekiyor. Çünkü zaman, durana değil; yürüyene eşlik ediyor.
Üstümde, durmanın verdiği ağırlık; kalemimde ise hep aynı şeyleri yazmanın verdiği yorgunluk… İşte tam da bu yüzden buraya geri geldim. Biraz silkelenmek, biraz kendime dönmek, biraz da içimde birikenleri yeniden anlamlandırmak için…
Çünkü insan yürümeyi değil sadece neden yürüdüğünü unutur.
Az önce demiştim ya; kendini dert edinmiş insanlar zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anlayabilir diye. "Kendini dert edinmek…" Ne güzel bir tabir. Çok severim, çok kullanırım.
Kendini dert edinmek; eksiklerini görmek, yetinmemek, olduğun yerde kalmaya razı olmamak demektir. Sürekli kendine bir şeyler katmak isteyen insanların ortak huyudur bu. Bir kitap sayfasında kendini aramak, bir kursun ilk dersinde yeniden başlamak, akşamın yorgunluğuna rağmen kısa bir yürüyüşe çıkmak.
Bazen de yalnızca keyifli bir filmde bile kendine yeni bir pencere açabilmek.
Ama hayatın bir de başka yüzü var. Çalışan bir insan için akşam saatleri, günün en kısa zamanıdır. Yorgunluk omuzlarına çöker, zihni susmak ister, bedeni dinlenmek.
Şimdi insan ne yapsın? Günün yorgunluğunu mu atsın, yoksa kendine bir şeyler mi katsın?
Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü insan kendini dert edinmişse, yorgunluğunu bile bir bahaneye dönüştürmez.
Yorulur, durur, dinlenir ama yine de küçük bir adım atacak gücü kendinde arar.
Bazen bir sayfa, bazen on dakika, bazen sadece bir cümle. Ama yine de ilerler.
Çünkü kendini dert edinen insan bilir; zaman, büyük adımları değil, sürekli atılan küçük adımları büyütür.
Bazen arkadaşlarımla sohbet ederken, kendilerine bir şey katacak motivasyonu bulamadıklarını, bu yüzden kendileri için bir adım atmanın bile büyük bir külfet gibi geldiğini söylüyorlar.
Dinliyorum, evet aslında bu yorgunluğu tanıyorum.
Sonra diyorum ki; biz insan değil miyiz? Benim neler yaşadığımı, nelerden geçtiğimi, hangi yükleri taşıdığımı biliyorsun. Motivasyon dediğin şey bende de çoğu zaman kalmadı. Ama yine de bırakmıyorum, bırakmadım. Bırakamadım.
Çünkü anladım ki mesele motivasyon değilmiş. Motivasyon gelip geçen arada uğrayıp kendini hatırlatan vefasız sevgili gibi.
Ama irade öyle değil. İrade, insanın kendine verdiği sözün en büyük savaşçısı. Disiplin ise o iradenin her gün mücadele etmek için kılıcı hazır bir neferi..
İşin özünde, insanı yola çıkaran motivasyon olabilir ama o yolda tutan, sağlam bir irade ve sabırla inşa edilen disiplindir.
İnsan, çoğu zaman en büyük adımlarını, hiç motive olmadığı günlerde atar.
Şu an o duraklardan birindeyim. Motivasyonum yok, enerjim yok, mecalim yok. Ama yine de bildiğim, yapmaktan en keyif aldığım durakta sigaramı yaktım ve kalemin ucuna tutundum. Çünkü bazen insanın yeniden başlaması için büyük bir güce değil, küçük bir alışkanlığa, küçük bir adıma ihtiyacı vardır.
Duman usulca havaya karışırken, zihnimdeki karmaşa da yavaş yavaş yerini sessizliğe bıraktı. Anladım ki insan, en çok yorulduğu anlarda kendine döner.
Belki de yazmak, benim kendime dönüş yolumdur.
Motivasyonum yok dedim ya…
Ama kalemim hala elimde. Demek ki umut bile, bazen motivasyondan daha sessiz ama daha inatçı bir şekilde yaşamaya devam ediyor.
Bu yüzden kendime de size de şunu söylemek istiyorum:
Zamanı bekleyerek değil, ona küçük adımlarla dokunarak anlamlı kılabiliriz.
Büyük motivasyonları, kusursuz planları, ideal şartları beklemek çoğu zaman sadece yeni bir ertelemenin bahanesi olur.
Oysa bir sayfa açmak, bir cümle kurmak, kısa bir yürüyüşe çıkmak, hepsi zamanın içinden kendimize ayırdığımız küçük ama değerli paylardır.
Unutmayalım; hayat, bir gün başlayacağımız büyük değişimlerden değil, bugün attığımız küçük adımlardan şekillenir.
Belki de en doğru zaman, tam da “hiç hazır hissetmediğimiz” andır.
Haydi kalk, bir çay koy ve başla…
Unutma, zaman beklemez ama sen yürümeye başladığında sana yetişir.
Zaman-ı ziyan edenlerden olma. Ziyan-ı zaman olanlardan olma.






