Yalnızlık Tanrı’ya mı mahsustu gerçekten?
Kalabalıkların ortasında sevgi, huzur ve merhameti ararken kendi elleriyle ördüğü yalnızlıkla yüzleşen bir ruhun, kaçınılmaz sonla sessizce barışma hikâyesi.

Hiç bu kadar çokken, bu kadar eksik kalmamıştı.
Her zaman kendine yetinecek şeyler bulurdu oysa….
Hayata baktığı pencere tam olarak bunu gerektiriyordu.
Küçük şeylerle mutlu olmak…
Zamanın sonsuz olmasını dilediği günler oldu.
Tüm sokak lambaları sönmeden hemen önce.
Şimdi o sokağın ortasında, yapayalnızdı.
Karanlık, gölgesini bile alıp götürmüştü.
Hani yalnızlık Tanrı’ya mahsustu.
Bu karanlık ve bir başınalık çok fazlaydı.
Telefonu aldı, bir kaç numaraya eli gitti.
Arayamadı.
Gözlerinden aksa yaşlar, tam şuanda; ne olacaktı ki…Ne değişecekti?
İçindeki bu boşluk dolacak mıydı?
Tüm mutlulukları ve onların üzerine düşen bulutlar geldi gözünün önüne.
Çok mu şey istemişti bu dünyadan
Biraz huzur, bir parça sevgi
Ve yeterince merhamet…
Peki bu üzerine yığılan hissizlik…
Sanki bir uzvunu kaybetmişti
Ama canı acımıyordu artık.
Boşluğa doğru yürüyordu ve düşünüyordu.
Yalnızlık, kaçınılmaz bir sondu.
Ve bu kaçınılmaz sonu, o kendi elleriyle hazırlamıştı belki.
Tüm sevdikleri, sevemedikleri ve sevildikleri…
Birer birer çekilirken yolundan
Kendini sorgulamadan, yalnızlığıyla barışmaktı ona kalan…
Ve yalnızlık, kalabalıktan kendini soyutlayan
Herkese mahsustu şimdi…





