Beyanlar

Vefasızın Vedası Olmaz

Vefasızlıkla biten ilişkilerde gerçek gücün, karşılık beklemeden vefayı koruyup sessizce yoluna devam edebilmek olduğu anlatılıyor.
Vefasızın Vedası Olmaz

Vefasızın Vedası Olmaz

Bazen en büyük cevap, beklediğiniz o tek satırın gelmeyişidir.

İnsan ilişkilerinin doğasında, her başlangıç bir umut taşır. Oysa bitişler, çoğu zaman başlangıçlardan daha çok şey söyler. Ve belki de en acı olanı, bitişin dahi nezaketle karşılanmadığı durumlardır. Biz nezaketimizi, vefamızı ve iyi niyetimizi bir bayram sabahı sessizce masaya bıraktık. Karşılığında bir yankı bulamamak, aslında hikâyenin bittiği yerin altını en kalın çizgilerle çizer.

Veda, insanın değer verdiği şeye söylediği son sözdür. İçinde bir parça emek, bir miktar yaşanmışlık ve en çok da karşındakine duyulan saygıyı barındırır. Veda edebilmek; yaşanmış olanı onurlandırmak, ona bir yer açmak ve ardından saygıyla kapatmaktır. Oysa gördük ki; vefası olmayanın, vedası da olmazmış.

Hayatın "yoğunluğu", işlerin "koşturması", bitmek bilmeyen "telaşlar"... Bunlar hepimizin hayatında var. Ama bunlar sadece birer durak. Asıl mesele, o durakların arasında bir kalbe, bir hatıraya ne kadar yer açabildiğimizdir. Sessizce çekilip gidenlerin, bir vedayı bile çok görenlerin heybesinde, o asil duyguyu taşıyacak kadar yer yoktur. Onlar sadece giderler; vedasız, izsiz ve eksik.

Bu noktada durup sormak gerekir: Neden bazı insanlar veda edemez? Çünkü veda etmek, bir ilişkinin gerçekten var olduğunu kabul etmektir. Veda etmek; "Sen benim hayatımda bir iz bıraktın, ben de seninkinde" diyebilmektir. Oysa vefasızlık, tam da bu kabullenmeyi reddeder. Vefasızlık, karşısındakini yok sayarak kendi rahatını koruma sanatıdır. Oysa unutulan şudur: Birini yok sayarak kendini büyütemezsin. Bir vedayı esirgeyerek, aslında kendi ruhuna dar bir alan inşa edersin.

Biz ise "elveda" demiyoruz; "El-Vefa" diyoruz.

Vefayı, gidenin arkasından sitem etmek için değil; kendi ruhumuzun zarafetini korumak için tutuyoruz. Çünkü vefa, karşıdakinden bağımsız bir duruştur. Vefa; birinin bize nasıl davrandığıyla değil, bizim kim olduğumuzla ilgilidir. Sevgiyi hak edene değil, sevmeyi bilene aittir. Vefasızlık başkasının ayıbıdır, ama vefasızlaşmak bizim kaybımız.

Cevapsız kalan mesajlar, aslında bizim değerimizden değil, karşı tarafın o nezaketi karşılayacak duygusal olgunluğundan eksiltir. Bunu idrak etmek, bir özgürleşme anıdır. Çünkü o an, kendi değerimizi bir başkasının aynasında aramaktan vazgeçeriz.

Şimdi bu sessizliğin içinde, kendi merkezimize dönme vakti.

Yolumuzun kesiştiği her ana duyduğumuz saygıyla, ama artık sadece kendi içimize bakarak yürüyoruz. Kırılmadan, dökülmeden, sadece "vefamızı aldık ve gidiyoruz" diyerek. Çünkü vefa, bittiği yerde değil; taşındığı yerde anlam bulur.

Bazı hikayelerin sonu yazılmaz; suskunlukla çizilir. Bazı vedalar söze dökülmez; duruşla anlatılır. Ve bazı insanlar, ardında veda bırakmayanlara rağmen, vefayı bir taç gibi taşımaya devam eder. Onlar bilir ki; vefasızlık başkasının tercihidir ama vefalı kalabilmek, kişinin kendi zaferidir.

Çünkü biliyoruz ki; küllerinden yeniden doğanlar, sadece kendi ışığına güvenenlerdir.

Ve belki de en büyük vefa, artık beklememektir. Sessizliği cevap olarak kabul edip, o sessizliğin içinde kendi sesini yeniden duymaktır. Çünkü bazen en derin veda, "elveda" demeden anlamaktır. Ve bazen en büyük duruş, gidenin ardından kapıyı sessizce kapatıp, o kapının ardında kendine yeni bir oda kurmaktır.

İşte oda orasıdır. Işık, içeridedir artık.

Vefasızın vedası olmazmış

Bizimse vefamız, vedamızdan büyükmüş.

Unutma, Her bitiş yeni bir başlangıçtır kıymetli ruh...

Sevgilerimle

Işığım, ışığın olsun.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!