Beyanlar

Ruhun İki Yarası Özlemek ve Beklemek

Metin, “özlemek” ve “beklemek” kavramlarını sadece duygusal bir hâl olarak değil, insanın içsel olgunlaşma süreci olarak ele alıyor. Aşk, kayıp, çocukluk ve inanç üzerinden; insanın eksik parçasını arayışını, sabrın içindeki anlamı ve kavuşmanın her zaman fiziksel olmadığını anlatan düşünsel ve şiirsel bir deneme.
Ruhun İki Yarası Özlemek ve Beklemek

​İnsan ruhu, zamanın ve mekânın ötesine geçebilen tek varlıktır. Bu yolculuğun en sadık refakatçileri ise hiç şüphesiz özlemek ve beklemektir. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan bu iki kavram, aslında aynı madalyonun iki farklı yüzü gibidir; biri kalbin sessiz sızısı, diğeri ise ruhun bitmek bilmeyen sabrıdır.


​Eksik Parçanın Peşinde: Özlemek​

Özlemek, sadece birinin veya bir şeyin yokluğu değildir; bir zamanlar sahip olduğun o "tamamlanmış" hissinin peşine düşmektir. İnsan aslında karşısındakini değil, o kişiyle birlikteyken hissettiği o "tam" olma hâlini özler. Özlemek, bir yanının eksik kaldığını bilmek ve o boşluğun soğuğunda ısınmaya çalışmaktır.

​Bir Sevgiliyi Özlemek: Kalbinin yarısını bir başkasının avucuna bırakıp, yola ellerin boş devam etmektir. Şehrin her köşesinde o izi sürmek, duyulan her kokuda o hatırayı aramaktır. Bu, aşkın en ham hali değil, onun ateşinde pişmiş, olgunlaşmış hâlidir.

  • ​Çocukluğu Özlemek: Belki de özlemlerin en masumudur. Dünyanın henüz kirlenmediği, dizimizdeki yaraların kalbimizdeki yaralardan daha hızlı iyileştiği o saf zamanlara duyulan hasrettir. İnsan çocukluğunu özlerken aslında kendi içindeki o bozulmamış ışığı arar.

​Sabrın Sessizİbadeti: Beklemek

Beklemek,özlemin eyleme dökülmemiş hâlidir. Özlemek bir hisse, beklemek ise bir duruşa işaret eder. İnsan sadece bir insanı beklemez; bazen bir haberi, bazen bir mucizeyi, bazen de gelmeyeceğini bildiği bir hayali bekler.

​Bazen bir sevgiliyi beklersin... Yolların bittiği yerde umudun başladığı o noktada durursun. Beklemek, geleceği günü takvimlerden değil, her kalp atışından saymaktır. Gelmeyeceğini bilsen bile o kapıyı aralık bırakmak, bir çaresizlik değil, aksine sevginin en saf ve asil halidir. Bu, "O gelmese de ben buradayım." diyebilecek kadar büyük bir sadakat biçimidir.

​Ve bazen, bir daha asla dönmeyecek olanları beklersin... Kaybedilen bir yakının bıraktığı boşlukta yankılanır bekleyişin. Bu bekleyişte fiziksel bir kavuşma beklentisi yoktur; bu bir vuslat inancıdır. Onları özlemek hatıraları taze tutmak, beklemek ise bir gün bir yerlerde —belki bu alemde, belki bir başkasında— yeniden karşılaşacağın o gizli anı kollamaktır.

​Tekamül Yolunda Özlem ve Bekleyiş

​Beklemek; sabrın ibadeti, özlemek ise sevginin bedelidir. Her iki duygu da insanı kendi iç dünyasına döndürür, hamlıktan kurtarıp olgunluğa erdirir. Çünkü insan, beklediği kadar sadık, özlediği kadar derindir. Hasretin ateşiyle yanarken bile o yangını sevebilmek, insanı kemale erdiren en büyük ruhsal yolculuklardan biridir.

Unutmayın ki; vuslat her zaman yan yana gelmek değildir. Bazen en büyük kavuşma, özlediğin şeyi kalbinin en derin köşesinde, ona hiç zarar vermeden saklamayı öğrendiğin andır.

Sevgilerimle.

Işığın ışığım olsun.


​

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!