Ruh Yarası
Yaralarım ve izlerimle, acıyı ve düşüşleri kabul ederek, yeniden yaşamak ve güçlü kalmak için mücadele ediyorum.

Özür dileyince geçmeyen, dokundukça kanayan ve uzun süre varlığını koruyan iyileşmeye çalışsa da iz bırakmaya yemin etmiş yaralara sahibim. Ayağım değil de kalbim tökezleyince ve düşünce ilk an ki gibi acıyan, baktıkça o an'a döndüğüm anılara döndüm. Ama yine de iyileşmesi, izi kalmaması ve unutulması için çabaladığım o yaralar, beni kendime gelmemi sağlıyor. İmkansız değil ama yine de iyileşip hafızamdan kaybolması zaman alıyor.
Bazen düşünüyorum; insanın kalbindeki yaralar, tenindekilerden çok daha zor iyileşiyor. Çünkü onları sarmak için bir merhem yok, dikiş atacak bir doktor da yok. Sadece zaman var elimde, bir de sabır. Fakat zaman, her şeyi unutturmuyor. O anları geri getirmese de izlerini silmiyor. İşte bu yüzden kalbimde taşımaya devam ediyorum, sanki bana kim olduğumu, nereden geçtiğimi hatırlatmaları gerekiyormuş gibi.
Kabul ediyorum, bazı günler bu izlerle yaşamak ağır geliyor. Aynaya bakarken bile gözlerimdeki yorgunluğu fark ediyorum. Ama bir yandan da biliyorum ki, bu izler olmasa ben ben olmazdım. Acıyı tanımadan gücün kıymeti bilinmiyor. Düşmeden ayağa kalkmanın anlamı anlaşılmıyor.
Belki de o yüzden, yaralarımı gizlemiyorum. Onları yok saymaya çalışmak yerine, varlıklarını kabulleniyorum. Çünkü biliyorum ki, iyileşme dediğimiz şey tamamen unutmak değil; yeniden yaşamaya cesaret edebilmek. Ve ben, her şeye rağmen, yeniden yaşamak istiyorum.
İzlerimle, yaralarımla, düşüşlerimle... Ama aynı zamanda kalkışlarımla da...





