Beyanlar

Peki, Yuva Nedir?

Yuva, dört duvar ve çatıdan ibaret bir yer değil, paylaşılan anılar ve sevgiyle yaşayan yürektir.
Peki, Yuva Nedir?
0:00 / 3:30
O, dört duvarın ortasında, çatısı olan bir yapıya bakıp “ev” diyordu. Taştan, betondan, çimentodan bir kabuk. İçinde yemek pişen, yatılan, televizyon izlenen bir mekân. Onun için yuva, anahtarla kilidi çevirip girilen, kapıyı kapattığında dünyayı dışarıda bıraktığını sandığı bir sığınaktı. Terk ederken arkasına baktığında gördüğü şey buydu: Sadece bir bina. Bir kalıp. Terk ettiği, duvarlar ve bir çatıydı. Ona “Ben gidiyorum,” dediğinde, aslında “Bu binadan çıkıyorum,” demişti. Gözünde hiçbir şey canlanmamıştı; perdeler, kitaplık, balkondaki saksı çiçekleri… Hepsi, orada bıraktığı birer eşyadan ibaretti. Onun gidişi, bir adres değişikliğiydi sadece. Yüreğinde bir sızı bırakmadan çekip gitti. Çünkü onun için yuva, bir ‘yer’di. Ve o, o yerden ayrıldı. Oysa o, terk edilen kadın, orada öylece kalakaldığında terk ettiği şeyin bir ‘yer’ olmadığını biliyordu. O, bir yürek terk etmişti. Onun için yuva, o dört duvarın içine serpiştirdiği anılardı. Kapıdaki çizik, beraber seçtikleri halı, sabah kahvesini içerken güneşin vurduğu köşeydi. Yuva, o binanın içinde attığı her nefesteki ortak hayaldi. Onun terk edilişi, bir binadan atılmak değil, o binanın ruhunun sökülüp alınmasıydı. Duvarlar dimdik ayakta duruyordu belki, çatı başının üstündeydi ama içeride esen rüzgâr, dışarıdakinden daha soğuktu. Birinin gitmesi, tüm eşyaların rengini soldurmuş, odaları sonsuz bir sessizliğe gömmüştü. Onun kaldığı yerde artık sadece bir ev vardı; yuva gitmişti. İşte ayrılıkların trajedisi de burada yatmaz mı zaten? Bir ‘yer’i terk edenle, bir ‘yürek’te terk edilen arasındaki uçurumda. Adam, yeni bir kapıyı açmanın, yeni bir koltuğa oturmanın, yeni bir hayatın hesabını yaparken; kadın, eski kapının gıcırtısında, koltuğun çukurunda, hayallerin enkazında oturuyordu. Biri fiziksel bir mekanı terk ettiğini sanıyor, diğeri içinde yaşadığı dünyanın paramparça olduğunu biliyordu. Peki, yuva neresidir? Dört duvar ve çatısı olan mı yoksa seven yürek mi? Gerçek yuva, duvarların arasında değil, insanların arasındadır. Paylaşılan kahkahalarda, birlikte yenilen yemeklerde, suskun anlaşmalarda, gözlerin içine bakışlarda saklıdır. Bir binayı ‘ev’ yapan, onu ‘yurt’ yapan, içinde akan hayattır, sevgidir, emektir. O hayat çekilip gittiğinde, geriye sadece bir enkaz kalır. Belki terk eden, bu enkazın ağırlığını hiçbir zaman hissetmez. Ama terk edilen, o enkazın altında, bir zamanlar ‘yuva’ dediği şeyin hatırasıyla nefes almaya çalışır. Yuva, taşın altında, betonun içinde değil, insanın tam da kalbindedir. O kalp kırıldığında, dünyanın en sağlam çatıları bile yağmurdan koruyamaz insanı. İşte yuva, dört duvarı ve çatısı olan yer değil, ait olduğunu hissettiğin yürektir… Sevgilerimle, Işığım ışığınız olsun

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!