Kendimize Dönmeden
Metin, insanın başkalarını eleştirmek yerine kendi iç dünyasıyla yüzleşmesi gerektiğini; gerçek değişimin ve erdemin, sözden çok kişinin kendini inşa etmesiyle mümkün olduğunu anlatır.

İnsan, başkalarının arkasından konuşmayı çoğu zaman kendinde hak görür. Bu, neredeyse sıradan bir davranış haline gelmiştir. Fakat aynı insan, o kişilerle yüz yüze geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsa, asıl sorgulanması gereken şey başkaları değil, bizzat kendi karakteridir. Çünkü söz ile hâl arasındaki bu uçurum, insanın iç dünyasındaki çatlağın en açık göstergesidir.
Bugün çoğumuz, başkalarına nasihat vermekte oldukça cömertiz. Ahlaktan, doğruluktan, dürüstlükten uzun uzun bahsederiz. Ancak aynı hassasiyeti kendi iç dünyamıza karşı göstermekten çoğu zaman kaçınırız. Kıskançlıklarımızı, kötü zanlarımızı, içten içe beslediğimiz olumsuz duyguları görmezden gelmeyi tercih ederiz. Böyle olunca da sözlerimiz değerini yitirir; çünkü insanı inandıran şey, söyledikleri değil yaşadıklarıdır.
Oysa insan, başkalarına şirin görünmek zorunda değildir. Kendi değerlerinden taviz vermeden, olduğu gibi kalarak da güzel işler yapabilir. Fakat içinde bulunduğumuz çağ, bizi sürekli hızın ve hazların peşine sürüklüyor. Bu sürükleniş içinde derinlikten uzaklaşıyor, yüzeyselliğe mahkûm oluyoruz. Düşünmeye, tefekkür etmeye, kendimizle yüzleşmeye ayırmamız gereken zamanı giderek kaybediyoruz.
Az okuyor, az düşünüyor ve daha da az sorguluyoruz. Bunun yerine zihnimizi başkalarının hayatlarıyla meşgul ediyoruz. Kim ne yapmış, kim ne demiş, kim nerede durmuş… Tüm bu gereksiz uğraşlar, insanın kendi iç dünyasına dönmesini engelliyor. Oysa asıl yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
Zamanın kötüye gittiğinden şikâyet etmek kolaydır. Asıl zor olan, bu kötülükte kendi payımızı görebilmektir. Sürekli dışarıyı eleştiren bir bakış açısı, insanı geliştirmez; aksine onu yerinde saymaya mahkûm eder. Değişim, başkalarından önce insanın kendisinde başlamalıdır.
Toplumları ayakta tutan şey, sağlam bireylerdir. Nesli ihya etmeden şehirleri mamur etmek mümkün değildir. Ancak nesli ihya etmenin yolu da yine bireyin kendini inşa etmesinden geçer. Kendi iç dünyasını düzene koyamayan bir insanın, başkalarına faydalı olması beklenemez.
Belki de yapmamız gereken şey çok daha basittir: Okuduklarımızı, izlediklerimizi, dinlediklerimizi ve en çok da konuştuklarımızı yeniden gözden geçirmek. Çünkü insan, neyle meşgul oluyorsa zamanla ona dönüşür. Ve insan, en çok da ihmal ettiği yerden eksilir.





