İnsanın İçini Kıpırdatan Gerçek Sizce Nedir?
Baharın gelişiyle doğanın yeniden canlanışı, güneşin ve tazelenen yaşamın insana umut, mutluluk ve yaşama sevinci verdiği anlatılmaktadır.

Sıcaklık yükselip güneş yüzünü gösterdi mi hepimizin keyfi nasıl da bir anda yerine geliyor. Bu bahar neşesi midir yoksa güneşin verdiği efekt mi bilinmez ama ruhumuza iyi geldiği şüphesiz.
Nihayet baharın geldiğini penceremizin kenarından sızıp içeriye geçen usul usul odaya yayılan güneşi, saygıyla selamladığımızdan anlıyoruz.
Odadaki karanlık bir anda aydınlanıyor içimize ise müthiş bir enerji doluyordu.Bu mevsimde hele ki günün bu saatinde güneşin acele etmeye hiç niyeti yoktu.Hem nasıl olsun ki?Aylarca bu anı beklemiyor muydu? Zamanda bu kavuşuma eşlik ediyor neredeyse durma noktasına geliyordu.Güneşin o kusursuz ışığı bütün evlere yayılıyor insanlara nefes aldırmayacak bir güne hazırlığın telaşına giriyordu.
İşte bu müthiş duygular eşliğinde yerimden kalktım ve güneşin tadını doyasıya çıkarmak için hızla kendimi dışarı attım.Üzerime alelacele yazın simgesi haline gelen beyaz tişört ve krem rengi bir pantolon giydim.
Elime de bir şapka tutuşturuverdim.”Ya hu aylardır güneşi beklemedin mi?Bu şapka da neyin nesi?”diye haykıran iç sesimle yola koyuldum.
Biz insanoğlu ne kadar da memnuniyetsiziz değil mi?
Günlerdir hatta aylardır güneşe hasret yaşayıp onun gelmesini dört gözle bekliyor gelince de mızmızlanıp duruyorduk.
Ufacık bir ağaç gölgesini bile boş bırakmıyor dilimizde ise isyanla günü tamamlıyorduk.
Ama bu sefer yeter!Hiçbir şeyin keyfimizi kaçırmadan baharı doyasıya yaşamaya var mısınız?
İçimizde tıpkı bir küçük çocuğun neşesiyle hoplaya zıplaya yola devam etmeye hazır mısınız?
Gökyüzünde kanat çırpan kuşlara, yaprakların yeşiline, güllerin bülbüllerin aşkına bir de benim neşeme bakınca baharın coşkusu ta uzaklardan belli oluyordu.Mutluluğun kapanan kapısını adeta yeniden açıyordu.
İnsanoğlu varoluşundan bu yana mutluluğu anlamaya, tanımaya, yakalamaya çalışmıştı.Kimileri mutluluğu insan eylemlerinin en yüksek mertebesi olarak gördü, kimileri ise insanın ayrılmaz bir parçası.
Mutluluk bir nevi iyi oluş halini de ifade ettiği için hayatın her alanında ve her anında elzemdi.
Kimilerine göre mutluluk dengede olmak, yetenekli olmak, iyi bir kazanca, aileye, çocuğa sahip olmak kimilerine göre ise hepsine birden muazzam bir güçle tutunmaktı.
Ucu bucağı olmayan, sonu da asla gelmeyen bu kavramı bir kenara bırakıp yoluma devam ediyordum.
Baharla birlikte canlanan doğa, kırlarda açan çiçekler, ışıl ışıl güneş, masmavi gökyüzü, mis gibi kokan hava baharı boş geçirmemek için tüm güzelliğini ayaklarımıza seriyordu.
Kış uykusuna yatan hayvanlar bile yeni bir hayata başlamak için baharda uykularından uyanıyordu.
Bahar,şarkılara konu oluyordu şiirlere tema,yüreklere sevda…
Kolay değildi işi.Bu kadar güzelliği kim becerebilirdi tek başına?
İşte! Bahar tüm hünerini sergileyip kendini hayran bırakıyordu etrafa.
Taze bahar kokusunun tadı hiçbir yerde yoktu.Tatlı bir tebessümle yüzünü okşayan rüzgar, yaşama sevinci veren kuşlar tüm güzelliği hissetmemizi sağlıyordu.
Sokaklarda koşuşan çocuklar, caddelerde yürüyen insanlar sanki gizli bir heyecan içindeydi.
Az sonra hissettiğim hafif rüzgarın serinliği ise bir dostun selamını, bir sevgilinin kelamını getiriyordu yüzüme.Tabi o sırada rüzgarla dans eden sadece ben değildim.Ağaç yapraklarının hışırtısını da işitiyordum yanımda.
Her şey ama her şey haykırıyor, anlatıyordu yeniden doğuşu. Tazeliği, canlılığı, ihtişamı.
Aşk evliliğiydi doğanın yaptığı.Her şey birbirine sevgiyle bağlıydı.
Gözlerimi tekrar kapatıyor güneşin sıcaklığını hissediyordum göz kapaklarımda.
Yüzümü bulutlara kaldırıp dua eder gibi mırıldanıyordum.
Yenilenmenin verdiği sükunetle hayatın akışına devam ediyordum.
Ağaçlar tomurcuk açmaya, etraf daha güzel kokmaya, yeşillik toprağı çatlatıp kuşlar neşeyle cıvıldamaya, zengin hayaller kurulmaya, taze aşıklık zamanına hepimiz hoş gelmişti.Tıpkı baharın yeniden gelmesi gibi.





