İlham Perisiyle Sevişmek
İlhamı beklemek bir bahane, yazmaksa cesaret; çünkü kalemi eline alan, ilham perisiyle sevişmeyi çoktan öğrenmiştir.

Değerli dostlar, hoş geldiniz. Bugün yine gönlümüze dokunan bir meseleyle birlikteyiz: “Yazmak” ve belki de ondan da zor olanı: “Yazabilmek.” Beyanhane ekibinden kimi yazar arkadaşlarım son günlerde bana, “Yazamıyorum, ilhama ihtiyacım var,” diyor. Doğrusu şaşırıyorum. Gerçekten mi? Yazmak için ilhama mı muhtacız? Oysa ilhamı bekleyerek kaç gün daha suskun kalacağız? Kaç fırsat daha elimizin arasından kayıp gidecek? Selçuk hocam da yazısında sormuş: “Tamam da Gökhan hocam, Ali’nin Fatma’ya “Seni orada zorla tutuyorlar. Kasapla ne yaşadığın önemli değil. Yuvana dön. Kabulümsün” çağrısı sonrası bir yazar neyi anlatabilir ki…” Hocam, yazmak isteyene konu mu yok? Ali, Fatma’nın ihanetini görmezden gelmek yerine kalemine sarılsa, içinde taşıyıp da dışarı vuramadığı nice sızı, nice dertler satırlara dökülse… İşte yazının şifası da burada gizli. İnsan, gördüğü sorunları ve bildiği yaraları kağıda işledikçe hafifler; yazdıkça arınır ve belki de daha sağlıklı bir insana dönüşür. Bana soruyor Ecem: “İlham nasıl gelir?” İnan ben de bilmiyorum; çünkü yazmak için onun gelmesini hiç beklemedim. Ama sonunda fark ettim: Ben yazmayı seçtikçe, ilham perimle sevişiyorum. Yeter ki kalemi elime alıp kağıdın başına geçeyim; o zaman kelimelerle sevişir gibi, ilhamla bütünleşiyorum. Selçuk Hocam’ın da YouTube videosunda söylediği gibi; bir gülümseme bile ilham olur yazmak isteyene, gezip geçtiğiniz sokakların isimleri bile… İlhamı beklemek, aslında işin kaçış rampasıdır; “Yazamıyorum” ya da “Yazmak istemiyorum” demenin süslü bir bahanesidir. Oysa gerçekten yazmak istediğinizde, çevrenizdeki her ayrıntı size mutlaka ilham olacaktır. Unutmayın; yazmak, bekleyenlerin değil, başlayanların işidir. İlham, kapıyı çalmaz; siz kalemi oynattığınızda sessizce yanınıza oturur. İşte o an, kelimeler artık size aittir. İlham perinizle sevişin; çünkü yazının zevkini tatmayan, kelimelerin efendisi olamaz.






