Her Şeyden Biraz Hiçbir Şeyden Tam Değil
Yarım kalan ilişkiler ve vedasız bitmeyen anılar, insanı “belki”lere hapsederek asıl özgürlüğü tamamlanmamış olanı kendi içinde noktalamakta saklı kılar.

0:00 / 2:17
Evet doğru duydunuz, bir şeylerden yarım yamalak yetkinlik kazanmak, yani yarım sevgiler, az sarılmalar, 1 bira hiç bira gibi. Yarım kalıp tamamlanamayan her şey, hafızada yer etmeye, hayatımıza yük etmeye mahkum.
Beynimizin bir köşesinde kira vermeden yaşayan anılar bunlar. Yarım kalmış bir kahve bile. Veda edilmeden bitmiş gibi olan ama bitmeyen bir ilişki. Beklerken soğumuş kahve, ilgi görmediği için solan bir çiçek gibi o ilişki. Ne bir ses ne bir soluk vardı son günlerde. Sahi neden bitmedi? Neden hala aklımda ve ben bunu sürekli düşünmek zorundayım? Artık bittiğine emin olup başka aşamaya başka bir insanı hayatımıza almak için başka bir hayata adım atsak ya?
Son söz söylenmediğinden hala hayatımızda varlığını sürdürür, bu sürüklenen ilişki.
Ayrılık ne kadar acıtsa da, bitememiş aşk zannettiğimiz o şeyin halen vedasız süregeliyor olması daha çok acıtır canımızı. Ve bazen bu tamamlanma arzusu, bize o anının kendisinden daha çok zarar verir.
Yarım bir sevgi, tamamlanmış bir vedadan daha ağırdır. Çünkü vedada, gidişin kesinliği vardır; ama yarımda, hep bir “belki” saklıdır. O “belki” ise insanı olduğu yerde tutar, ileriye atacak her adımı geri çeker.
O yüzden zihnimiz, kira vermeden yaşayan bu yarım anıları besler durur. Her tekrar edişimizde, sanki kapanmamış bir dosyanın içinde yaşarız. Fakat o dosyayı kapatmak bazen karşı taraftan bir cümle duymakla, bazen de kendi içimizde “Artık bu hikâyeyi bitiriyorum” diyebilmekle olur.
Çünkü asıl özgürlük, unutmakta değil, tamamlanmayanı kendi ellerinle tamamlamakta yatar. Ve belki de bir sonraki kapı, işte o cesaretten sonra aralanır.





