Gün Akşam Oldu
İnsanın zamanla unuttuğu kimliğini, çocukluğunun masal kapısına geri dönerek yeniden hatırlama yolculuğunu anlatır.

Bir varmış…
Bir yokmuş…
Adımı fısıldayan rüzgâr,
çocukluğumun bahçesinde
yaprakları sallarmış sessizce.
Unuttum…
Sahi, kaç yaşındayım?
Hangi aynada kırıldı suretim?
Kimin nesiyim,
kimin annesi,
kimin kızı?
Aklım, ağır bir melankoli.
Gecenin koynunda
yankısız bir çığlık gibi…
Sökülsün perdeler
birer birer zihnimden;
kalakalayım öylece,
anadan üryan bir “ben”.
Düşsün çocukluğumun elleri
avuçlarıma ağır ağır…
Bir gülüşü arar gibi
oradan oraya savrulup,
annemin sesinde uyanan
bir çocuk gibi…
Kimim ben?
Ne zaman sustu özüme sözler?
Kaç kez kanatlanıp
uçmak istedim göğe
Kaç kez mavi çarptı
düştüm içime?
Sahi… kimdim ben?
Hangi rüyadan uyandım böyle eksik?
Bir adım vardı
unuttum.
Ne yazdılar
mezar taşıma, çocukken?
Hangi rengi sevmişim?
Hangi şarkıya
dokunamamıştım kalben?
Sahi neydi
“yolculuk” dedikleri şey?
Heybemde saklı taşlar,
düşlerimle yoğrulmuş.
Ceplerimden dökülen kum taneleri
zamanın ince ellerinde savrulur,
titreyen bir alev gibi…
Ve…
Kulağımda annemin sesi
“Dön artık,”
“gün akşam oldu.”
Gölge uzar,
yol ağırlaşır
ruhum evine döner,
masalın başladığı yere.
Kapıda çocukluğum bekler yeniden…
Gözleri yıldız yıldız…
Avuçlarında sakladığı
eski bir masaldan kalan
o ismimle…






