Gassal
Yalnızlık, yoksunluk ve adaletsizlik içinde savrulan insanın, bütün çaresizliğine rağmen ilahi teselliye ve arındırıcı bir yağmura sığınma çığlığıdır.

Öksüz bir kuşun ağırlığı çöktü üstüme; ağır ve körpe,
İki sevdalının ayrılık ateşi gibi kör,
Kendini bile görmez hâlde.
Arsız hasretler yoğunlaşıyor,
Kalp sancısıyla böğür sancım birbirine dolanmış,
İflah olmaz kahkahalar sarıyor sağı solu,
Leş gibi, yabancı, arsız.
Memleket gibiyim oysa;
Tatsız, tuzsuz, bir o kadar yavan.
Kara bir baht, sessiz sedasız ağlıyor bir köşede.
Ne kadar yalnızdık kendimizle,
Bir başına ve kimsenin görmediği kadar.
Torpilsiz bir iş yükü çöreklenmiş sırtımıza,
Asi bir bekleyişle pusuda.
Ne kadar kimsesizsek, o kadar Allah var,
Sırtımızı sıvazlayan.
Ne kadar dürüstçe gülümsüyorsak,
O kadar yalansız ve yalnız.
Kaçışı yok, ezber bozan bu düzende
Tek başına ölmeyeceğimiz belli.
Bizden çok var mezarını kendi kazan,
Kefenini kendi saran.
Kefenini yırtan az,
Ölüme randevu veren de o kadar az.
Biz, bahtı bozuk bir kara düzende
Sandalye kapmaya çalışanlarız.
Gür sesli yağmur bile
Bizi ıslatmamaya yeminli;
Bir damlası bile sayılı.
Hiçbir gassal yıkamayacak anlaşılan…
Bırakın da
Yağmur yıkasın.






