Beyanlar

Figen fug: Bir Yol Bisikletinin Gölgesinde Kaybolmak

Fug durumu yaşayan bir insanın, yaşadığı travmadan kaçarken başka bir hayatın içine sürüklendiği, bisiklet yolculuğu metaforu üzerinden kendi gerçekliği ve vicdanıyla yüzleşerek yeniden kendini bulma süreci anlatılıyor.
Figen fug: Bir Yol Bisikletinin Gölgesinde Kaybolmak

Figen fug: Bir Yol Bisikletinin Gölgesinde Kaybolmak

Bazen insan bir kazayı sadece yaşamaz; o kazanın içinde kalır. Zaman ilerler, şehirler değişir, yollar uzar ama insanın zihni hâlâ o anın içinde donmuş gibi kalır. Psikolojide buna fug durumu denir. İnsan kendinden kaçar. Hatıralarından, suçluluk duygusundan, kalbinin taşıyamadığı yükten… Ve bazen farkına bile varmadan başka bir hayatın içine yürür.

Bir yol bisikletinin gölgesinde başlayan bu hikâye de tam olarak böyle bir hikâye.

Sabah erken saatlerdi. Şehrin üstüne henüz güneş yeni doğuyordu. Asfaltın üzerinde ince bir sis vardı. O sabah yollarda yalnız değildim ama yine de içimde yalnızlığın sessizliği vardı. Yol bisikleti sürmek bazen bir spor değil, bir tür düşünme biçimidir. Pedallar döndükçe insanın içindeki düşünceler de döner. Her kilometre bir düşünceyi geride bırakır.

Ama bazı kilometreler vardır ki insanın hayatını ikiye böler.

Bir viraj…

Bir fren sesi…

Bir çarpışma…

O anı tarif etmek kolay değildir. Zamanın yavaşladığı bir an vardır. İnsan o anın içinde donup kalır. Bir saniye bir ömür kadar uzun olur. Ve o saniye bittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Yolun kenarında yatan bir bisiklet sporcusu…

Kaskı asfaltın üzerinde yuvarlanmış, bisikleti birkaç metre öteye savrulmuştu. Yolun üstünde sessizlik vardı ama o sessizlik insanın kulaklarını sağır eden bir sessizlikti. İnsan böyle bir anın içinde kalınca kalbi ile zihni birbirinden kopar.

İşte tam orada başlar bazı hikâyeler.

İnsan bazen yaşadığı travmayı kaldıramaz. Zihin, insanı korumak için başka bir kapı açar. Gerçekliğin dayanılmaz yükünden kaçmak için bir tür sis perdesi indirir. Buna psikolojide fug durumu denir. İnsan yürür, konuşur, yaşar ama aslında kendi hayatından uzaklaşmıştır.

O günden sonra bazı şeyler değişmeye başladı.

Önce küçük unutmalar…

Sonra bazı günleri hatırlayamamak…

Ve en garibi, bazen aynaya bakarken kendini bir yabancı gibi görmek.

Bir gün pedalların üstünde kilometrelerce yol gittikten sonra insan kendine şu soruyu sorar:

“Ben gerçekten kimim?”

Bisiklet sporunda peloton diye bir kavram vardır. Bisikletçiler grup halinde gider. Rüzgârı birlikte yararlar. Ama bazen bir sporcu pelotondan kopar. Rüzgârı tek başına karşılar.

Fug durumu yaşayan insan da biraz böyledir. Hayatın pelotonundan kopar. İnsanların içinde yürür ama onların dünyasına ait değildir.

Bir gün bir yol kenarında duran beyaz bir bisiklet gördüm.

Birçoğumuz bu bisikletleri görmüşüzdür. Trafikte hayatını kaybeden bisikletçiler için yapılan anıtlar… Dünyada buna hayalet bisiklet denir.

Beyaza boyanmış bir bisiklet…

Sessiz bir anıt…

Asfaltın üstünde unutulmuş bir hayatın gölgesi.

O bisikletin yanında durduğumda içimde tuhaf bir duygu oluştu. Sanki o bisiklet bana bakıyordu. Sanki bana bir şey söylüyordu.

Bazen travma yaşayan insanlar, bilinçsizce o travmanın içine tekrar tekrar giderler. Zihin o anı çözmek ister. Çünkü çözülmeyen anılar insanın içinde bir düğüm gibi kalır.

Fug durumu da biraz böyle çalışır.

İnsan geçmişini unutmaz aslında. Sadece ona ulaşamaz.

Bir kapı vardır ama anahtar kaybolmuştur.

Yıllar boyunca bisiklet sürdüm. Yollar değişti. Şehirler değişti. Ama o sabahın sessizliği içimde hep kaldı.

Bir gün fark ettim ki ben aslında kaçıyordum.

Kaza anından…

Suçluluk duygusundan…

Ve belki de kendimden.

Fug durumu yaşayan insanlar bazen başka şehirlere gider. Yeni bir hayat kurar. Yeni bir isim bile alabilirler. Bu bir delilik değildir. Bu insan zihninin kendini koruma biçimidir.

İnsan bazen hatırlamamak için yaşar.

Ama hayatın tuhaf bir yönü vardır.

İnsan ne kadar kaçarsa kaçsın bazı yollar onu tekrar aynı yere getirir.

Bir gün yine uzun bir yol sürüşüne çıktım. Yol kenarında rüzgârın savurduğu yapraklar vardı. Sonbahar gelmişti. Ağaçların gölgeleri asfaltın üstüne düşüyordu.

Bir anda fren yaptım.

Çünkü o yol bana tanıdık gelmişti.

Viraj…

Yolun eğimi…

Asfaltın rengi…

Her şey bir anda zihnimin içinde çarpıştı.

Ve yıllardır kapalı olan kapı açıldı.

Hatıralar bazen bir sel gibi gelir.

Bir ses…

Bir görüntü…

Bir çarpışma…

O an dizlerimin titrediğini hatırlıyorum. Bisikletten indim. Yolun kenarına oturdum.

Çünkü artık kaçacak yer kalmamıştı.

Fug durumu bazen böyle sona erer. İnsan bir gün hatıralarına yeniden ulaşır. Ama o hatıralar geri geldiğinde insan kendini yeniden kurmak zorundadır.

Travma insanı kırar ama bazen yeniden şekillendirir.

Ben o gün şunu fark ettim:

İnsan bazen başkasının ölümünden değil, kendi vicdanından kaçar.

Bisiklet sporunda bir söz vardır.

“Yollar sadece asfalt değildir. Yollar aynı zamanda insanın içidir.”

Belki de bu yüzden bisiklet süren insanlar yollarla konuşur.

Pedallar dönerken insanın içindeki düğümler çözülür.

Ben de yıllar boyunca pedalları bu yüzden çevirdim.

Belki kaçmak için.

Belki unutmak için.

Belki de bir gün hatırlamak için.

Fug durumu yaşayan insanlar için en zor şey gerçekliğe geri dönmektir. Çünkü gerçeklik bazen çok ağırdır.

Ama insanın iyileşmesi de tam orada başlar.

Kabullenmekte.

Hatırlamakta.

Ve kendini affetmeye çalışmakta.

Bugün hâlâ bisiklet sürüyorum.

Yollar hâlâ uzun.

Rüzgâr hâlâ yüzüme çarpıyor.

Ama artık biliyorum ki bazı yolculuklar kilometrelerle ölçülmez.

Bazı yolculuklar insanın kendi zihnünün içinde yapılır.

Ve o yolculukların en zor olanı, insanın kendi gerçeğine geri dönmesidir.

Belki bu yüzden hâlâ soruyorum:

Kim bilir…

Belki de bazı insanlar bisiklet sürmez.

Sadece kaybettikleri yolları ararlar.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!