Beyanlar

Erdem ve ahlak

Erdem, bireyin özgür iradesiyle doğruyu bedel ödeyerek seçmesi iken; ahlak, toplumun dayattığı kurallara uyumdur ve bu yüzden erdem, ahlaktan daha insani ve değerlidir.
Erdem ve ahlak
0:00 / 6:43
İnsan kelimelerle ve cümlelerle anlaşır, düşünür. Kelimelere yüklenen anlam kişilerin aynı cümleden çıkardığı anlamı değiştirir. Aynı dili konuşsak da bazen birbirimizi tam olarak anlayamamızın sebeplerinden biri de cümle ve kelimelerin zihnimizde farklı anlam ifade ediyor olmasıdır. Konuşma, metin veya işaret dili fark etmeksizin algıladığımız herhangi bir şekilde zihnimize ulaşan kelime ve cümleler bilincimizde bir nevi yazılımsal bir kod veya matematiksel bir formül gibi işlenerek yorumlanır ve anlaşılır. Aynı dili konuşsalar da ayrı dünyaların insanlarının anlaşamama nedeni belki de budur. Anlatmak istediklerimi okuyucuya doğru olarak aktarabilmek için yalın bir dil ve daha akıcı bir üslupda yazmayı deneyeceğim. Umarım 2+2=4 netliğinde ifade edebilirim. Çoğu zaman eş anlamlı sanılan, birbirini kapsadığı düşünülen ve insani değerler perspektifinde öncelik ve önemi karıştırılan erdem ve ahlak kavramlarını yorumlayıp inceleyelim. Her iki kavram da bireylerin davranışlarını, toplum düzenini ve insan ilişkilerini şekillendiren ilkeler üzerine inşa edilmiştir. Ancak erdem, bireyin içsel nitelikleri ve karakter yapısıyla ilgiliyken; ahlak, toplumsal normlar ve kültürel değerlerle doğrudan ilişkilidir. Erdem, bireyin kendi iradesiyle iyiyi seçmesi anlamına gelirken; ahlak, dışsal normlar tarafından belirlenen davranış biçimlerini ifade eder. Erdem, kişinin doğruyu bilerek, isteyerek ve süreklilikle yapma yeteneğidir. Bireyin karakterinde ve davranışlarında iyi, doğru ve değerli olarak kabul edilen özelliklerin toplamıdır. Yalnızca “iyi bir niyet” ya da “toplum kuralına uymak” değildir; bir tür karakter olgunluğu ve alışkanlık haline gelmiş doğru davranış biçimidir. Ahlak, toplumun veya bir grubun benimsediği iyi–kötü, doğru–yanlış değerler sistemidir. Toplumun ortak vicdanına, dini ve kültürel normlara dayanır. Zaman ve mekana göre değişebilir. Bir toplumda normal olan bir davranış başka bir toplumda ahlaka aykırı görülebilir. Toplum tarafından bireye uyması için dayatılan kurallara ve çeşitli tazyik unsurlarına sahiptir. Kısaca tanımladığımızda erdem ve ahlak arasındaki en belirgin farkı hür irade ile yapılan tercih ve toplumsal kurallar olarak ifade edebiliriz. Erdemli olmak bir tercih iken ahlaklı olmak sosyolojik bir zorunluluktur. Erdem etiğine aykırı davranış ve fiillerin yaptırımı tamamen bireyin kişisel muhakemesine bağlı olarak vicdani sancılar ile kısıtlıdır. Ahlaki değerlere aykırı tavır ve davranışlar ise toplumsal denetlemeye tabidir ve ahlaksızlık gibi haraket ve suçlamalar ile mahalle baskısı ve dışlanmaya hatta toplumdan afaroz edilmeye varabilecek yaptırımları vardır. Erdemsizlik bir hakaret olarak kullanılmadığı gibi erdemli olmak da takdir ve iltifata tabi değilken; ahlaklı olmak takdir ve taltif edilir, ahlaksızlık hakir görülür sosyal yaptırımlara maruz bırakılır. Havuç ve sopaya bağlı ahlak ile iyi ve doğruyu herhangi bir maddi menfaati olmaksızın seçmek arasında hiyerarşik bir sıralama yaparsak erdem büyüktür ahlak diyebiliriz. Tabi erdemli olmanın manevi hazzı göz ardı edilemeyecek kadar kıymetlidir. Ancak, bunu sadece erdemli bir hayat yaşamayı başarabilenler anlar. Tadılmayan veya hayal edilemeyen bir haz teşvik edici bir motivasyon unsuru olarak da değerlendirilemeyeceği için erdemin manevi getirisi havuç olarak düşünülmemelidir. Birkaç örnek ile ahlak ve erdemi karşılaştırırsak, günümüzde toplumumuzda yalan söylemek, söz tutmamak veya vergi kaçırmak ahlaksızlık olarak görülmüyorken erdemli bir insan için doğruyu söylemek, sözüne sadakat, hukuki ve kanuni kurallara uymak olmazsa olmaz temel etik değerlerindendir. Ahlak anlayışı topluma, zamana, dine ve hatta cinsiyete göre dahi değişebilir. Erdem ise evrenseldir, her ne kadar kişisel bir tercih olsa da değişmez. Örneğin giyim tarzı Amerika, Çin, Afganistan, Pakistan, Brezilya veya ülkemiz için farklı sosyal sınırlamalarla ahlaki değerlendirmelere maruz kalır. Ancak erdemli bir birey etik değerler çerçevesinde teşhir veya paranoid ifrat ve tefritten kaçınır. Sözünü tutmamak baltık ülkelerinde ahlaksızlık olarak değerledirilirken orta doğuda sıradan bir davranıştır. Yalan söylemeyi takiyye gibi süslü ifadeler ile ahlaki bir gereklilik gibi gören toplumlar dahi varken bu iki örnekte gezegenin her yerinde ve tüm zamanlarda erdemsizliktir. Havuç ve sopayla yani sosyolojik takdir ödülü ve mahalle baskısı, toplumsal yaptırım gibi tehdit unsurlarıyla dayatılan ahlak ile sadece manevi haz ve doğruyu yapma motivasyonu ile tercih edilen ve çoğu zaman bedeli ödetilen erdemi kıyaslarsak sizce hangisi daha insani ve kıymetli? Ahlaklı olmanın bir bedeli ve götürüsü yokken erdemli olmak çoğu zaman ağır bedeller ödetir. Erdemli birey doğruyu sadece doğru olduğu için uygulamak ve gerektiğinde savunmak zorundadır. Bu zorunluluk bireysel bir tercih olmakla birlikte kişinin kendiyle çelişmemesi ve aksi durumda karakterini kaybetmemesi için bir mecburiyet halidir. Toplumsal genel kabuller ile sıradan görülen pek çok davranış ve olay erdem ile tezat oluşturur. Örneğin korkaklık ahlaki ve toplumsal olarak normal bir durumken erdeme aykırıdır. Korku pek çoğu için hayatta kalmayı sağlayan sıradan bir duygu hatta refleks olsa da erdemli biri için utanılacak aşağılık bir duygudur. Doğruyu cesurca savunmak erdemli olmamın temel prensiplerindendir. Tarih doğruyu ve iyiyi uygulamak ve savunmak için mücadele ederken ağır bedeller ödeyen erdemli adamların/kadınların örnekleri ile doludur. Yazıyı daha fazla uzatmamak için birkaçının ismini anmakla yetineceğim. Erdemli bir hayat yaşayabilmek ve yaşatabilmek için bedel ödeyenlerden; ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin’e, Nene Hatun’a, Kürşad ve kırk çerisine, Pir Sultan Abdal’a, filozof Sokrates’e, Mahatma Gandhi’ye, İskoç William Wallace’a, Sparta’lı Leonidas’a, Galileo Galile’ye ve daha nicelerine selam olsun. Vesselam….

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!