Beyanlar

Aşkın Olmadığı Yerden Mektup Var

Aşkın bir masal değil, insanın yokluğunu süsleme biçimi olduğunu fark eden bir ruhun, vazgeçerken bile içindeki sönmemiş kıvılcımla gerçeğe uyanışının mektubu.
Aşkın Olmadığı Yerden Mektup Var
0:00 / 3:08

Sevgili okurum…

Karanlık bir odada, sönen bir ekranın titrek ışığıyla yazıyorum bunları. Çünkü artık inanmıyorum. İki hecelik o büyülü söze, şarkıların dilinden düşürmediği, şiirlerin son dizesi, filmlerin mutlu sonu olan o kelimeye: Aşk’a.

Boş bir kavram bu. İnsanlığın, yalnızlığının dehşetini örtmek için dokuduğu en ihtişamlı yalan. Bir aldanma. Bir ortak yanılgı.

İnsanlar aşk sandıkları şeyin ne olduğunu bilmiyorlar. Onların “aşk” dediği; ilk bakışta elektriğe kapılma anı, bir tenin diğerine yakınlık arzusu, alışkanlığın ördüğü güven ağı ya da yalnızlık korkusunun sessiz çığlığı. Hepsi bu. Hepsi geçici, kırılgan, insani. Hiçbiri efsanelerde anlatılan, “ölümüne” denilen, sonsuz ve değişmez o güç değil.

Peki neden hâlâ her yerde ondan bahsediliyor? Neden şehirler onun üzerine kurulmuş, sanat onun için yapılmış, insanlık onun uğruna dönüyormuş gibi davranıyor?

Belki de cevap, onun gerçekten olmamasında yatıyor.

Belki de aşk, tam da var olmadığı için bu kadar güçlü. İnsan ruhunun, olmayan bir şeye duyduğu o dipsiz özlem, onu var etmek için gösterdiği o görkemli, trajik ve nafile çaba… İşte bütün şiir, bütün şarkı, bütün o umut dolu bakışlar bunun için. Var olmayan bir cenneti aramak. Adı konulamayan bir yara için süslü bir kelime uydurmak.

Ben artık aramıyorum. İnancımı kaybettim. Ve itiraf ediyorum: bu kayıp, onu ilk “hissettiğimi” sandığım andan çok daha derin, çok daha gerçek bir duygu. Bu yokluğun verdiği netlik, o varmış gibi yapmanın verdiği bütün sislerden daha berrak.

Ama bu bir vazgeçiş değil. Bu bir uyanış. Belki de ilk defa, dünyaya olduğu gibi bakabiliyorum: süssüz, efsanesiz, yalın. Ve belki de işte tam da bu yalınlığın içinde, aşk diye bir şey yokmuş gibi yapmanın bile onun boşluğunu doldurmak için söylenmiş sessiz bir ağıt olduğunu fark ediyorum.

Çünkü onun var olmadığına bu kadar sert, bu kadar acılı bir şekilde inanmak… hâlâ bir gün yanılabileceğimize dair, için için yanan küçük, inatçı bir kıvılcımı besliyor olabilir mi?

Söndüğüne inandığın ateş, aslında sadece külle örtülmüş olabilir. Ve rüzgâr… Rüzgâr her an esebilir ve her şey bir anda değişebilir: ya yeniden inşa edilir ya da altüst olur. Eğer varsa şayet, aşkın da seni bulması dileğiyle…

Sevgilerimle…
Işığım, ışığın olsun.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!