Aşk mı, Sevgi mi? Bir Kalbin İki Ayrı Dili…
Aşk kalbi ateşe veren bir fırtınayken, sevgi o ateşten geriye kalan sıcaklıkla birlikte bir hayat kurabilme hâlidir.

Bazen “seviyorum” kelimesi, içimizdeki tüm okyanusu anlatmaya yetmez. Çünkü aşk ile sevgi, ruhumuzun farklı katmanlarında konuşulan iki ayrı dildir. Biri fırtınalı bir şiir, diğeri dingin bir nehirdir.
Sevgi, bir sabah nefesi gibidir.
Sessizce gelir, yavaşça içine yerleşir. Bir limandır; güvenli, sıcak, sarsılmaz. “Buradayım” demenin en yalın hâlidir. Hataları sarar, insan hâllerini anlar, sabırla büyütür. Sevgi; sessiz bir kahvaltıda gözlerinde güneşi bulmaktır. Bir yaranı sorması değil, sormadan sarmasıdır. O, sakin bir nehir gibi berrak ve süreklidir. “Seninle iyiyim” hissidir.
Aşk ise bir gece yarısı yanışıdır.
Aniden düşer üstüne, bir şimşek gibi çakar. Seni sarar, sarmalar ve bildiğin tüm sınırları yakıp yıkar. Bir tutuşmadır ki hem ısıtır hem de kül edebilir. Aşk, “Seninle her şeyim” çığlığıdır. Mantığın harabelerinde kalbin krallığını kurmaktır. O, uçsuz bucaksız bir okyanustur; derin, tutkulu ve bazen tehlikeli.
Sevgi “Gel.” der.
Aşk “Kal!” diye yalvarır.
Sevgi yürekte bir iz bırakır, aşk bir dağ yarığı açar.
Sevgi emek ister, aşk ise bir tesadüfün mucizesidir.
Peki hangisi daha değerlidir?
Belki de gerçek mucize, aşkın o yakıcı alevinin zamanla sevginin ılık ve kalıcı ocağına dönüşmesidir. O çılgın fırtına dindikten sonra, geriye berrak bir gökyüzü ve üzerine bir yuva kurulacak derin, bereketli bir toprak kalır.
Aşk seni bulur, savurur, dünyaları değiştirtir. Sevgi ise o dünyayı birlikte; taş taş, anı anı inşa etmendir. En güzeli, bu yolculukta ikisini de yüreğinde taşıyabilmek ve birinin içinde diğerinin gizlendiğini keşfedebilmektir. Çünkü ruhun en nadide yolculuğu, bu iki dilin ahengini duymaktan geçer…
Sevgilerimle,
Işığım ışığın olsun.





