Algı Toplumun, Değer Yargısı Bizim
Özgüvenin, dış görünüş kalıplarına değil; insanın kendi bedenini ve varlığını her haliyle sevip sahiplenmesine dayandığını hatırlatan derin bir sorgulama.

0:00 / 3:59
Özgüven dediğimizde zihnimizde beliren ilk resim ne? Belki çoğumuz için, aynadaki siluetle başlayan bir çağrışım. Boy, pos, kaş, göz… Yüz hatları, omuz duruşu, adımların ahengi. Sahi, özgüven dediğimiz şey gerçekten de bu kadar mı dışarıya ait? Yalnızca bakışlara, görüntülere, şekillere mi sıkışmalı?
Belki de biz, özgüveni yıllarca vitrinlere hapsedip, içimizdeki kavramları unuttuk. Oysa asıl mesele, kimsenin göremediği yerde, insanın kendi kendisine bakarken ne hissettiğinde gizli.
Gelin, bu kelimeyi biraz çekiştirelim. Söküp atalım etiketlerini, parlatılmış tanımlarını…
Ve soralım kendimize: Özgüven, başkalarının bakışlarında mı var olur, yoksa biz bakmadan da var mıydı?
Hiç unutmam, iki yıl önce, bir arkadaşımla sokakta yürürken laf lafı açtı, konu özgüvene geldi. Merakıma yenilip sordum: “Sence özgüvenli misin?” Arkadaşımın cevabı öyle derin geldi ki, o an fark ettim. Meğer ben bu kelimeye ne kadar dar bir pencereden bakıyormuşum.
Dedi ki: “Kendimde güvendiğim ve güvenmediğim, bildiğim ve bilmediğim alanlara göre değişiyor bu. Konudan konuya farklılık gösterebilir. Her durumda aynı değil.” O an sustum. Sadece dinledim ve kendi içimde, “Özgüven dediğin şey, tek bir kalıba sığmayacak kadar yaşayan bir kavram,” diye geçirdim.
Günümüzde ne yazık ki, belli başlı beden kalıplarına göre insanlar kategorilere ayrılıyor; özgüvenleri de bu kalıplara göre biçimleniyor. Oysa “trend” diye sunulan beden ölçüleri, geçmişten bugüne o kadar çok değişti ki…
Yani, bu değişen döngü bile aslında herkesi tek tipe sıkıştırmaya çalışan tüketim toplumuyla adeta alay ediyor: “Bugün özgüvensiz hissedebilirsin, çünkü beden yargısı şu an böyle. Ama merak etme, yarın trend değiştiğinde, özgüvenli hissetme sırası sana da gelecek.”
Kime göre, neye göre kuruyorsun kendi değer yargını, kendine olan güvenini? Bizi biz yapan şey, bir bedenden çok daha fazlası değil mi? Düşünme biçimin, duyguların, eylemlerin. Kendini ifade edişin, ilgi alanlarına yönelik ürettiklerin, ortaya koydukların ve daha nice değerin, senin içinde filizlenip büyüyen, seni sen yapan unsurlar.
Kişi, önce kendisini bir bedenden ibaret olmadığını kabul etmeli; işe de kendini koşulsuz sevmekle başlamalı. Biz bile kendimizi koşulsuz sevemezken, bizden koşulsuz sevgiyi esirgemeyen o eller, bizi gerçekten nasıl koşulsuz sevsin?
Çok sevdiğim kadın şair “Rupi Kaur” kitabında der ki:
“Bu beden benim. Güzelliklerini de zorluklarını da ben biliyorum, ben yaşıyorum. O yüzden kimsenin dışarıdan bedenime dil uzatmaya hakkı yok.” Ne de güzel söyler…
Önce sen, kendi bedenine saygı duymalısın. Onu her haliyle sevmeli, ona iyi bakmalı, her bedende kendini bırakmadığın için kendinle gurur duymalısın. Çünkü bedenin, senin en uzun yol arkadaşın. Ve bu yolculukta, ona senin dışında kimse eşlik etmeyecek.
Kapanışı, çok sevdiğim bir alıntıyla yapmak isterim: “Farklı olmaktan değil, herkes gibi olmaktan kork.”
Şimdi dön ve kendi bedenine bak… Her yara izinde, her kıvrımında, her adımında seninle yürüdü o. Fırtınalarda düşmedi. Ona teşekkür et ve sarıl…
Öyle sıkı sarıl ki, dünyadaki bütün yanlış beden tanımlarının sesi kesilsin…





