Beyanlar

Adın Gül ve Bahar Olsun

Bir kadının yıllarca içinde sakladığı “Gülbahar” ismi, suskunlukla geçen bir ömrün ardından torununda hayat bularak gecikmiş ama tamamlanmış bir umuda dönüşür.
Adın Gül ve Bahar Olsun
0:00 / 3:38

Kadın, çocuğunu ilk kez kucağına aldığında kalbinin içinden tek bir isim geçti: Gülbahar.

Bu isim, onun için sadece güzel bir kelime değildi; bahar gibi gelen bir umuttu, dikenlerine rağmen açan bir gül gibi sabrın adıydı. Kendi annesinden duyduğu eski bir masalın, gençliğinde yarım kalan hayallerinin ve sessizce ettiği duaların içinden süzülüp gelmişti. O bebeğin adı Gülbahar olmalıydı, buna emindi.

Ama hayat her zaman kalbin bildiğini kabul etmezdi.

Kocası bu ismi istemedi. “Eski,” dedi, “ağır.”

Kadın anlatmaya çalıştı; Gülbahar’ın neden bu kadar anlamlı olduğunu, bu ismin onun içindeki yaraları nasıl sardığını… Ama kelimeleri, adamın kararlı sessizliğinde kayboldu. Evlerinde kararlar yüksek sesle alınır, kadınların hayalleri ise fısıltı olarak kalırdı. Ve Gülbahar, bir fısıltıdan öteye geçemedi.

Çocuğuna başka bir isim verdiler. Güzel bir isimdi, kimse inkâr edemezdi. Kadın da çocuğunu eksiksiz sevdi. Geceleri başında bekledi, ilk adımlarını gururla izledi, düştüğünde dizini öptü. Ama her seslenişte, kalbinin bir köşesi susuyordu. Çünkü söyleyemediği bir isim vardı içinde. Gülbahar, yıllar boyunca onun içinde açamayan bir çiçek gibi kaldı.

Zaman aktı. Çocuk büyüdü, kendi hayatını kurdu. Kadın yaşlandı ama içindeki özlem hiç yaşlanmadı. Sonra bir gün, torun müjdesi geldi. Kalbi hem sevinçle hem korkuyla çarptı. “Bu kez de mi susacağım?” diye sordu kendine. Yıllar önce sustuğu o an, hâlâ içindeydi.

Torununu ilk kez kucağına aldığında, gözleri doldu. O küçücük yüz, ona yıllar öncesini hatırlattı; bastırdığı duyguları, yutkunarak vazgeçtiği hayalini. Cesaretini, geç kalmış ama olgunlaşmış bir kararlılıkla topladı. Kızına baktı ve yumuşak ama net bir sesle söyledi:

“Adı Gülbahar olsun.”

Bu kez kimse itiraz etmedi.

O an kadın ağladı. Geçmişin hüznü, bugünün sevinci ve geleceğin umudu birbirine karıştı. Veremediği ismi torununa verirken, aslında gençliğindeki kendisine de bir armağan sunuyordu. Gülbahar artık sadece bir isim değildi; suskunluğun ardından gelen ses, yarım kalan bir hikâyenin tamamlanan cümlesiydi.

Şimdi torununa her seslendiğinde, evin içine bahar doluyor.

Ve kadın biliyor ki bazı isimler geç konur, ama anlamlarını asla kaybetmez.

Gülbahar, sonunda çiçek açmıştır.

Bazen bir isim bir bedende hayat bulması için 38 yıl bekleye biliyor. Tıpkı Üstad Necip Fazıl Kısakürek 22 yıl sonra yazdığı son dörtlük gibiydi.. şimdi o hayat bulduğu bedende 40 yaşında GÜLBAHAR...

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!