Yokluğun Yeni Pusulam
Sevginin bazen bırakmayı, yokluğun ise insanın kendini bulmasına rehber olmayı öğrettiği bir içsel uyanış anlatılıyor.

Gitmek, Yön Duygusunu Yitirmekmiş
Bazen bir insanın hayatımızdan çekilişi, onu kaybettiğimiz için değil; onun artık nerede duracağını bilemediğimiz için ağırdır.
Gitmek, sadece bir şehri terk etmek değilmiş. Gitmek; yön duygusunu yitirmek, haritada işaretli noktaların birer birer silinmesiymiş. Sen hayatın o bitmek bilmeyen telaşında kendi yoluna meylederken, bende kalan tek şey durulan bir denizin ortasındaki o uçsuz buçsuz sessizlik oldu. Ne dalga vuruyor kıyıya ne de bir yelken görünüyor ufukta. Sadece durulmuş, engin ve tarifsiz bir boşluk.
Yokluğun, artık benim yeni pusulam.
Garip bir şeydir; insan bazen varlığından çok yokluğuyla yol gösterir. Sen gittikten sonra fark ettim ki, aslında hep senin etrafında şekillenen bir hayatım varmış. Seninle birlikte giden yalnızca sen değilmişsin; seninle birlikte gitmek zorunda kalan eski benmişim. Ve o eski ben, artık geri dönmeyecek kadar uzağa savrulmuş.
Bizim hikayemiz gürültülü bir sonla değil, hayatın gerçeklerine çarpan sessiz bir kabullenişle bitti. Ne bir sitem, ne bir suçlama, ne de tek bir kırıcı cümle... Sadece hayatın yoğunluğu ve her şeyin önüne geçen o yorgun koşturma. Belki de en çok yoran budur: Savaşacak bir düşmanın, kızacak bir sebebin olmaması. Çünkü sen de haklıydın kendi yolunda. Ben de haklıydım kendi sessizliğimde. Ve ikimizin haklılığı, birbirimize yetişemeyecek kadar uzak iki yakaydı.
Bazen sevmek, karşı tarafın yükünü hafifletmek için sessizce kenara çekilmeyi bilmekmiş.
Toplum olarak sevgiyi hep tutmak, kalmak, direnmek üzerinden öğrendik. Oysa sevginin en olgun hali, bazen "senin yükün hafiflesin" diye kendi ağırlığını kaldırıp kenara koymaktır. Ben o kenarda durmayı, seni incitmeden eksilmeyi seçtim. Çünkü biliyordum ki senin yolun daha hafif yüklerle yürünmeliydi. Benim varlığım, farkında olmadan sana ağır geliyorsa, sevginin adı burada fedakârlık olur. Fedakârlık değil, farkındalık.
Kenara çekilmek, terk edilmek değildir. Kenara çekilmek; "Sen git, ben buradayım, ama artık yolunu kapatmayayım" demektir. Ve belki de en zoru budur: Sevdiğin insanın yolunda durmamak.
Şimdi anlıyorum ki, bazı ilişkiler bitmez; sadece suskunlaşır. Bazı sevgiler kaybolmaz; dönüşür, başka bir forma bürünür. Artık sen benim gökyüzümde parlayan bir yıldız değilsin belki ama haritamda izi silinmeyecek bir pusula oldun. Yokluğunla bana kendimi gösterdin. Sessizliğinle bana kendi sesimi duyurdun.
Hayatın "yoğunluğu" bahanesine sığınanlar, aslında sığındıkları şeyin ne kadar büyük bir boşluk olduğunu bilmezler. Onlar gider; vedasız, izsiz ve eksik. Ama biz, kalanlar, vedasız gidişlerin ardında bir şeyi öğrenerek kalırız: Kendi merkezimize dönmeyiz.
Gidenlerin ardından ağlamak yerine, gidenin bıraktığı sessizliğe kulak vermeyi seçtim. O sessizlikte, aslında hep var olan ama gürültüden duyamadığım kendi kalbimin sesini buldum.
Yokluğun pusula oldu.
Sessizlik ev oldu.
Kenar, başlangıç oldu.
Ve şimdi biliyorum ki; birini kaybetmek, aslında kendini bulmanın en çetrefilli yoludur. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için girmez; bize kendimizi hatırlatmak için gelir, sonra sessizce çekilir. Onların vedası yoktur belki ama bıraktıkları iz, bir ömür pusula olur.
Ben artık kendi yönümü biliyorum.
Ve yönüm, artık senden geçmiyor.
Senden öğrendiklerimden geçiyor
Gitmek, yön duygusunu yitirmekmiş.
Yokluğun, kendime dönüşün haritasıymış.
Kenarda durmak, terk edilmek değil;
en büyük vefaymış meğer.
Sevgilerimle değerli ruh
Işığım, ışığın olsun...





