Beyanlar

Yok’çuluk

Her insanın hikayesi bir "yok" ile başlar; ama o yokluğu mücadeleyle anlamlı bir "var"a dönüştürebilenler, yolunu da kendini de yeniden yazar.
Yok’çuluk

Biraz sohbet havasında yazmam genel de olumlu geri dönüş alsa da edebi derinlik katmadığım için de eleştiriler alıyorum. 

Yazılır, yazılır da anlaşılır mı bilemem? Okumayan bir topluma neyi, ne derinlikte yazmak her yazabilenin derdidir sanırım. 

Evet, ben de bu yolda çok emek verdim. Sayısını unuttuğum kadar geceyi birkaç cümle uğruna sabahladım. Bir metni defalarca bozup yeniden kurdum defalarca toparladım. Bugün dönüp baktığımda, yazdıklarımın birilerinde karşılık buluyor olmasının huzurunu yaşıyorum.

Bu yola çıkış hikayemi sorgularken yine yeni bir terim buldum. :) Evet bu konu da kendimi inanılmaz mutlu hissediyorum. Literatüre çok güzel kelimeler kazandırıyorum. (Seni çok seçiyorum, hastalık serimi bilmeyen yoktur, eee kişisel gülüşüm başlı başına bir eser :) )

Yazabildiğimi fark ettiğim zamanlar da (2000’lerin ortaları), bunun bana büyük bir cesaret vereceğini sanmıştım. Oysa yazabilmek başka şeydi, neyi, ne kadar ve hangi bilinmezliği incitmeden aydınlatacağını bilmek bambaşka.

Benim yolumun başladığı yerde sadece yok’luk vardı. Ben kalemi, en çok “yok” cevabını aldıktan sonra tanıdım.

İlk kitabım, Kişisel Gülüşüm, bir insanın yok’luğundan doğdu. Daha doğrusu, o yokluğun yerine koyacak hiçbir şey bulamayışımın cevabıydı.

İkinci kitabım ise başka bir yok’luktan filizlendi. Bazen insanın elinde dönüşmekten, değişmekten başka çare kalmıyor.

Şimdi geriye dönüp bakınca görüyorum ki aslında bütün yolculuğum tek bir kelimenin etrafında dolaşmış. “Yok.”

Bir insanın yok’luğu, bir cevabın yok’luğu, bir çarenin yok’luğu, sonra eski benin yok’luğu…

Belki de bu yüzden yazdığım her satır, varlığı anlatmaktan çok eksilen yerleri tarif ediyor. İnsanı en çok büyüten şey, sahip oldukları değil uzun süre omzunda taşıdığı yokluk oluyor.

Yok’luklar, hayatın hiçbir döneminde bütünüyle yok olmuyor. Sadece şekil değiştiriyor. Bazen bir insan eksiliyor, bazen bir umut, bazen de insanın kendisi.

Benim avantajım, mürekkebimi o yok’lardan alabiliyor olmam. Acıyı susturmak yerine cümleye dönüştürebiliyorum. Yazabilen tarafım için bu çok büyük bir lütuf belki. Ama insan tarafım için aynı şeyi söyleyemem.
Buraya kadar yazarken asıl düşündüğüm şey hep şu oluyor, “Okuyucunun zihninde nasıl bir iz bırakmalı bu metin?” Her yazıda kendime aynı soruyu sorarım.
Belki bu kez cevabı ben vermemeliyim. Belki de bu yazının mesajı, herkesin kendi yok’luğunda saklıdır.

Çünkü aynı satırı okuyan iki insan, aynı yerde duramaz. Kiminin aklına kaybettiği biri gelir, kiminin vazgeçtiği bir hayal, kiminin de hala vazgeçemediği bir umut…

Benim yokluklarım yalnızca canımı yakmadı yolumu da çizdi. Bugün “ben” dediğim kişi, biraz da eksilenlerin bıraktığı boşlukta şekillendi.

Peki ya siz?

Sizin yolunuzu hangi yok'luk çizdi? Belki de bu yazının asıl mesajı benim anlattıklarımda değil, vereceğiniz cevabın içinde saklıdır.

Yok'luk, insanın en eski öğretmenidir. Çünkü varlık çoğu zaman sahip olduklarımızı gösterirken, yok'luk bize kim olduğumuzu gösterir. İnsan, eksildiği yerden düşünmeye; mahrum kaldığı yerden büyümeye başlar.

Yok'sul bir hayat, daha var'lı bir yarın için mücadele ettirir. Yok'sun bir hayat, bir boşluğu doldurabilecek kadar güçlü olmayı öğretir. Bazen o boşluğu bir insan doldurur, bazen geçen zaman, bazen de insanın yeniden kurduğu kendisi... Örnekler değişir ama hakikat değişmez: Her dönüşüm, bir yok ile başlar.

Hayatını değiştirebilen insanların hikâyelerine dikkatle bakın. Mutlaka bir eksik, bir kırık, bir vazgeçiş ya da bir kaybediş görürsünüz. Çünkü insanı harekete geçiren şey çoğu zaman sahip oldukları değil, eksikliğini hissettikleridir.

Fakat bir de yok'luğu kader sananlar vardır. Mücadele edecek cesareti bulamayan, bilmediği için korkan ya da korktuğu için öğrenmeyen insanlar. Zamanla yok'luğa alışırlar sonrasında ise en çok alıştığı şeye dönüşürler. Belki de en büyük yoksulluk, imkansızlık değil ihtimalleri görememektir.

Bu yüzden cevabınız bugün "yok" olabilir. Ama cevabınızın içinde mutlaka bir "var" yaşamalı.

Çünkü bütün hikayeler, önce bir yok ile başlar fakat sadece mücadele edenler cümleyi var ile tamamlayabilir.

Dilerim, hayatınızın eksik sandığınız her yanı bir gün en güzel tamamlanışınıza dönüşür ve umarım bir gün geriye dönüp baktığınızda, sizi en çok büyüten şeyin sahip olduklarınız değil, cesaretle yürüdüğünüz yok'luklar olduğunu gülümseyerek hatırlarsınız.

Ben öyle yaptım. Şimdi her sorunun cevabını yok demektense var değil demeyi tercih ediyorum. Çünkü her cevabım bile olumsuzu barındıramayacak kadar güçlendi.
Tavsiyemdir. 

Güçsüz olduğunuzda yok'luklarınıza değil, içindeki var ihtimaline tutunun.

Çünkü insanı ayağa kaldıran, sahip oldukları değil henüz sahip olmadıklarına rağmen yürümeye devam edebilmesidir.

İyi yolculuklar…

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!