Yavuz Bülent Bakiler - "Şaşırdım Kaldım İşte Bilmem Ki Nemsin"
Fakülte yıllarında söylenemeyen, suskunluklarla örülü bir aşkın şiire dönüşen hikayesi, Yavuz Bülent Bakiler’in “Şaşırdım Kaldım İşte” şiiri ve Tozlu Raflar’da yeniden hayat buluyor.

Sözde senden kaçıyorum,
Dolu dizgin atlarla.
Bazen sessiz sevdasın,
İpekten kanatlarla.
Ama sen, hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun,
En serin imbatlarda.
Adını yazıyorum,
Bulduğun fırsatlarla,
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla.
Baş başa kalıyorum sonunda, heyhatlarla.
Sözde senden kaçıyorum,
Dolu dizgin atlarla.
Ne olur, bir gün beni
Kapından olsun dinle.
Öldür bendeki beni,
Sonra dirilt kendinle.
Çarpsam kara sevdayı
En azından yüzbinle,
Nasıl bağlandığımı
Anlarsın kemendinle.
Kaç defa çıkıp gittim
Buralardan, yeminle.
Ama her defasında
Geri döndüm seninle.
Hangi düğüm çözülür
Nazla, sitemle, kinle?
Ne olur, bir gün beni
Kapından olsun dinle.
Şaşırdım kaldım işte,
Bilmem ki nemsin.
Bazen kız kardeşimsin,
Bazen öp öz annemsin.
Sultanımsın susunca,
Konuşunca kölemsin.
Eksilmeyen çilemsin,
Orada ufuk çizgim,
Burda yanım yöremsin.
Beni ruh gibi saran,
Sonsuzluk dairemsin.
Çaresizim, çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte,
Bilmem ki nemsin...
Yavuz Bülent Bakilerin ağzından;
Ben fakültenin birinci sınıfında(adına fatma diyelim) bir kıza aşık oldum, ama bunu ona asla söyleyemedim. Her gün beraber derslere gidip geliyorduk, yan yana oturuyor, aynı havayı soluyorduk ama içimdeki duyguları kelimelere dökmekte hep tereddüt ettim. O yıllarda ailemin istediği bir kişiyle evlenmem gerekiyordu, onunla ilgili dedikodular çıkmaya başlamıştı; çevremizde herkes ‘evlenecekler’ diyordu ama ben bu dedikoduları ona zarar vereceğini düşündüğüm için sustum. Ona “Konuşmayalım, dedikodular bitsin” dedim, ama o da benim korktuğumu söyledi, öfkelenip uzaklaştı. Aramızda sessizlik büyüdü, ben yukarı sınıfa geçtim, o da ardından geldi; böylece yollarımız ayrıldı.
Ama ben duramadım, o aşkı şiirlerle yaşadım. Bir gün mezun olduktan sonra şiir kitabımı çıkardım ve tam Kızılay’da karşılaştığımızda ona verdim. Kitapla ne yapacağını bilemedi, şiirlerin benim ona yazdığımı anlamadı bile. Sonra yıllar geçti, hiç görüşmedik; hatta aynı şehirde bile olsa, bir türlü karşılaşmadık. Sonunda bir gün tekrar karşılaştık; o bana “Fakülte hayatımı zehir ettin” dedi. Ben de yıllarca söyleyemediğim aşkımı anlattım, “Seni o kadar çok seviyordum ki, sana layık olmadığımı düşündüğüm için söyleyemedim” dedim. O zaman anladım ki, o da aynı şeyi biliyormuş ama aramızdaki mesafeyi kapatamamışız.
Bu içsel karmaşayı, ulaşamadığım o aşkı “Şaşırdım Kaldım İşte” şiirimde anlattım. İşte benim gerçek, hüzünlü ama saf aşk hikayem böyleydi.
Yıllar geçse de, suskunluklar ardında kalan bu aşk, “Tozlu Raflar” sayesinde yeniden gün yüzüne çıkıyor. Yavuz Bülent Bakiler’in içten ve samimi sözleriyle hayat bulan bu hikaye, unutulmaya yüz tutmuş duyguların, aşkın ve pişmanlığın sesini bugünün okuyucusuna ulaştırıyor. “Şaşırdım Kaldım İşte” şiiriyle birleşen bu anlatı, zamana rağmen ruhun en derinlerinde yaşanan o özlemi ve insan kalmanın sancılarını hatırlatıyor.
“Tozlu Raflar”, sadece geçmişten kalan kelimeleri değil; o kelimelerle var olan hayatları da günümüze taşıyor.




