Şehit Öğretmen Neşe Altan
Neşe Altan’ın hikayesi, idealizmi uğruna en zor koşullarda bile mücadele eden bir öğretmenin, insanlığa bırakılmış acı ama onurlu bir fedakarlık destanıdır.

0:00 / 9:52
Şehit öğretmen Neşe Altan'ı biliyor musunuz? Evet, bir yanda öğretmen sıfatını taşıyan güzel yürekli bir kadın. Hayattaki en büyük emeli, gelecek için başarılı öğrenciler yetiştiren iyi bir öğretmen olmak iken, bazı kötü niyetli insanlar o öğretmenliğe yeni adım atmış o iyi yürekli insanı hiç acımadan katlettiler.
Neşe öğretmenin hikâyesini az çok bilenler vardır fakat bir kere de benden duymanızı isterim.
1972 yılında Tekirdağ'da dünyaya gelen Neşe öğretmenin başından beri en çok istediği meslek öğretmenlikti. Hayal ettiği mesleğin diplomasını eline aldığı anda ne kadar mutlu ve kendi ile gurur duyduğunu tahmin etmek çok zor değil. Şimdiki nesil öğretmenleri atanmasının ne kadar zor olduğunu düşünecek olursak eğer, o yıllarda günümüzün aksine birçok mezun öğretmenin atanması ve mesleğini yapıyor olması çok daha kolaydı. İşte Neşe öğretmen atanma konusunda son derece şanslı olan öğretmenlerdendi. Yalnız ortada bir sorun vardı.
Görev yapacağı il, Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Çavuşlu İlkokulu idi. Yaşadığı memleketten oldukça uzak ve de PKK militanlarının çok fazla kol gezdiği bir il olduğu için Neşe Altan'ın ailesi onu ilk başta göndermek istemedi. Fakat Neşe Altan öğretmen mesleğine son derece bağlı bir öğretmen olduğu için ailesinin karşısına alarak, "Bayrağımın dalgalandığı her yere giderim" diyerek geri adım atmayacağının altını çizdi.
Ailesi kızının bu dimdik duruşu karşısında gururlanırken, o uzak diyarlara tek başına göndermemek konusunda da kararlıydı. Neşe Altan'ın babası Hasan Altan kızı ile birlikte Diyarbakır'a doğru yola çıktılar. Neşe Altan öğretmen her ne kadar heyecanlı olsa da içinde bir yerlerde kaygı da duymuş olmalı bence. Yine de kaygısını görmezden gelerek öğretmen olarak görev alacağı okula ayak bastığı an hem şaşkınlık hem de hayal kırıklığı ile karşılaştı Neşe Altan öğretmen.Okulun sıraları, camları kırılmış, her yer harap içinde.Uzun süredir okulun elden geçirilmediği oldukça netti.Neşe öğretmen bu okulun güzel bir boya ve yeni eşyalar ile güzel bir görünüş alacağını düşünerek köyün bütün halkı ile konuşup okulu yeniden baştan yaratma konusunda herkesten maddi ve manevi destek istedi. Fakat bu nazik teklif karşısında hiç kimse yardım etmek istemedi. Anlaşılan şu ki, 1993 yılının eğitim hayatını düşünecek olursak o zamanların insanları çocukların okuması gerektiğini gereksiz olarak görmüş olmalı.Neşe öğretmen ise o insanların bu vurdumduymazlığı karşısında pes etmedi. Köyün muhtarına çıkarak okulun bütün masraflarını kendi cebinden karşılayacağını hiç çekinmeden yüzüne söyledi. Muhtardan istediği tek şey ise kulu baştan onarabilecek marangoz, usta, boyacı, camcı...Okulu çiçek gibi bir görünüme kavuşturacak kim varsa hepsini bulması konusunda köyün muhtarından yardım istemekti. Bütün çalışanlar günlerce okulun güzel bir görünüme kavuşması için aralıksız çabaladılar. Tabii bu çabaların asıl kişisi Neşe öğretmen olduğunu unutmamak gerek.Bütün köy, okulun yenilenmesi için bütün masrafları cebinden karşılayan kişinin öğretmen hanım olduğunu görünce oldukça şaşırdılar. Böyle öğretmenliğe değer veren, kendinden daha çok başarılı bir öğrenci yetiştirmek üzere çırpınan bir öğretmen olduğunu öğrenmek onlar için oldukça tuhaf bir durumdu. Zamanında kendisinden çocukların eğitimi için yardım isteyen bir öğretmeni hiç kuşkusuz reddeden köy halkı acaba gördükleri karşısında az da olsa yüzü kızarmış mıdır? Bu soru da tartışmaya açık elbette.
Günler birbirini kovalarken Neşe öğretmen okulun gayet iyi bir biçimde ilerlediğini sanıyordu tabii ama hesaba katmadığı bir şey vardı. Daha doğrusu o sıralarda düşündüğü şeyler okul ve öğrenciler olduğu için başından beri var olan şeyi düşünemedi desek daha doğru olur. Yaşadığı yer yazının başında da değindiğimiz gibi PKK’lı militanlara dolu bir şehirdi. Neşe öğretmenin çocukların eğitimi için çırpınması bazı kötü niyetli kişilerin kulağına kadar gitmişti.
Onlar için okul, eğitim, öğretmen, bunlar gereksiz şeylerdi.
Kendi inandıkları kötü niyetli şeyler karşısında bir engel oluşturmaktan başka bir işe yaramazdı.
Bu konuda karşılarında kim durursa eğer bunun bedelini hayatı ile öderdi.
İşte o kötü niyetli PKK'lı militanlar da Neşe Altan'ı karşılarında bir tehlike olarak görüyorlardı. Tarih 26 Ekim 1993'ü gösteriyordu. Diyarbakır'ın kışı oldukça sert geçiyordu. Neşe öğretmen ise öğretmenliğinin yirmi beşinci gününü yaşıyordu.O akşam Neşe Altan öğretmen babası Hasan Altan ile akşam yemeği yemek üzere sofraya oturdular. Masalarında sadece yoğurt, ekmek ve birkaç tane sivri biber vardı. Baba kız yaşadıkları tüm zorluklara rağmen gayet rahat bir şekilde akşam yemeklerini yerlerken çalan kapı sesiyle ikisi de ne olduğunu anlayamadılar.Kapıyı açan baba Hasan Altan'dı. Karşılarında gördükleri birkaç kişi önce kimliklerini belli etmeyerek Neşe öğretmeni görmek istediklerini söylediler. Daha sonra ise her bir kişi çıkardıkları silahları ile ilk olarak Neşe Altan öğretmeni hedef aldılar.
Hasan Altan, kızının canını düşünerek kendi canını hiç düşünmeden PKK'lı militanların önünde kendini siper etti. Bir babanın böylesine kızına bağlı olduğunu görmek başkası için şaşırılabilirdi fakat PKK militanları için önemsiz bir durumdan başka bir şey olamazdı.Neşe Altan öğretmen, gözleri önünde babası Hasan Altan'ı hiç acımadan kurşuna dizdiler. Hemen ardından Neşe Altan öğretmen ise tüm korkularına ve yalvarmalarına rağmen umursamayarak önce saçlarından tutarak dışarıya kadar sürüklediler. Karşılarında gördükleri kadın çaresiz duruyor ve ağlıyordu. Fakat kimi PKK'lı militanlar elbette bunu da düşünüp Neşe Altan öğretmeni sağ ve sol göğsünden sırasıyla beşer kurşun ile katlettiler.Bu acı verici olay çok geçmeden bütün gazetelerde, televizyonlarda ve radyolarda yayınlanırken, polis ve jandarma, öğretmen Neşe Altan'ın ve babası Hasan Altan'ı katleden PKK militanlarını hız kesmeden aramaya devam ediyorlardı.
Tüm bunlar yaşanırken, hem kızı Neşe Altan hem de eşi Hasan Altan'ın ölüm haberi diğer çocuklarından haber alan acılı anne Nazife Altan canından can gitmişçesine büyük bir üzüntü yaşadı. Çok sevdiği iki insan hayatından tamamıyla gitmişti. Onların yasını bir ömür tutsa da acısı hiçbir şekilde dinmeyecekti. Diğer çocuklarının desteğiyle güç bela yıllarca ayakta tutulmaya çalışılan acılı anne Nazife Altan'ın acısı da tam tamına yirmi dokuz yıl sürdü.
Tarihler 26 Ekim 2022'yi gösterirken acılı anne Nazife Altan'ın ölüm haberi bütün haberlerde yayımlandı. Asıl garip olan şu ki, 26 Ekim 1993'te Nazife Altan kızı ve eşini aynı gün kaybetmişti. Şimdi ne hikmet ki kızı ve eşini 26 Ekim'de kaybeden kadın aynı gün ruhunu teslim etti. Acaba gerçekten bu bir tesadüf olabilir mi? Aslında tesadüf diye bir şey yok. Bunların hepsi "tevafuk" dedikleri belki de doğru bir şey olmalıydı.
İşte size anlattığım şehit öğretmen Neşe Altan'ın hikâyesi budur. Kendisinin adına birçok şehirde okullar yapıldı. Her yıl aynı tarihte mezarı başında anılıyor. İşin acı verici yönü bununla da bitmiyor tabii. Tıpkı Neşe öğretmen gibi çok sayıda öğretmenimiz bazı caniler tarafından acımasızca katledildi. Birkaç şehit düşen öğretmenin hayat hikâyesi sinemalara konu bile oldu. Örneğin yine şehit düşen Aybüke öğretmen mesela.
Benim asıl merak ettiğim şey şu ki, bana göre şehit öğretmen olarak ilk akla gelen kesinlikle Neşe Altan öğretmendir. Yani bana göre Neşe Altan öğretmenin hikâyesinin filme çekilmemesi gerçekten ilginç. Belki de bu hikâyenin çok acı ve zor olması insanların bu konuya yaklaşmakta çekindikleri için olabilir. Ancak Neşe öğretmenin anısını yaşatmak ve onun gibi şehit olan öğretmenlerin hatırasını onurlandırmak için bir film çekilmesi gerçekten güzel bir fikir olurdu. Belki de bu konuda bir girişimde bulunmak, Neşe öğretmenin ailesi ve yakınları için bir umut ışığı olabilir.






