Paradoks
Kendine doğru yürüdükçe daha çok düğümlenen, ait olmakla kaçmak arasında asılı kalan ve tam da bu yüzden ne başlayabilen ne bitebilen bir insan hâli.

Bu insan bir şey.
Adı yok.
Başladığı cümleye dönemeyen bir nokta.
İçinde yürüyen bir yol var
Ama haritası yok.
Her adım
Aynı duvara çıkıyor.
Düşüncesi kapı,
Kendisi anahtar değil.
Açılmak istiyor
Ama kilit olmayı sürdürüyor.
Bir an ileri,
iki adım geri değil;
Hep aynı yerde
Farklı bir yorgunluk.
Sesi var
Ama yankısı yok.
Konuştuğu her şey
kendi içine çöküyor.
Bu insan
Kaçtığı yerde duruyor,
Durduğu yerde kayboluyor.
Kendini çözmeye çalıştıkça
Daha sıkı düğümleniyor.
Zihni bir çıkmaz sokak:
Giriş serbest,
Dönüş yok.
Duvarlarda
Eski hâllerinin karakterleri asılı.
Bir insan düşün:
Kendiyle aynı anda
Hem dost
Hem düşman olan.
Aklı bir odadan ötekine koşarken
Ruh hâli kapılara çarpan.
Bir an,
Dünyayı avucunda tutabilecek kadar sakin,
Bir an
En ufak seste dağılan bir cam olan.
Gülümsüyor sanki,
Ama gülüşünün ardında
Geceyi sayan bir zihin var.
Düşünceleri düzenli değil:
Üst üste binmiş cümleler,
Yarım kalmış sorular,
Cevapsız yankıları var.
İçinde bir çekim var:
Kaçmakla kalmak arasında
Asılı duran bir mıknatısı var.
Hem derine inmek istiyor
Hem yüzeyde boğuluyor.
En çok anladığını sandığı anda ise
Kendine yabancı.
En çok kaybolduğunu düşündüğü yerde de,
Bir parça kendini buluyor.
Ruh hâli bir pencere:
Rüzgârla açılıp
Sessizlikle kapanıyor.
Sebepsiz değişiyor
Ama sebepsiz değil.
Bu insanın bir paradoksu var:
En çok çıkmak istediği an
Buraya ait.
En çok ait hissettiği yer
onu tüketiyor.
Bu insan bir şey.
Bir son değil,
Bir başlangıç da değil.
Sadece
Anlaşılması karmaşık olan
Paragrafın tam orta cümlesi.





