Beyanlar

Kalabalıktaki Sessizlik

Yalnızlık, kalabalıkların ortasında bile insanın en derin yarasıdır; ama onu anlamak ve kabullenmek, ruhun kendine ve başkasına dokunabilmesinin anahtarıdır.
Kalabalıktaki Sessizlik
0:00 / 3:12
Her şeyin sesi var bu şehirde. Arabaların, telefonların, satıcıların, kahkahaların, kavganın... Ama gariptir, insanın en derin yarası olan yalnızlığın bir sesi yoktur. Belki de bu yüzden en ağır duygudur: Ne duyulur ne de görülür; ama varlığını içten içe kemiren bir kurt gibi hissettirir. Kalabalıkların tam ortasında yürüyorsun. Yanından yüzlerce insan geçiyor; kimi aceleyle, kimi düşüncelere gömülmüş. Ama hiçbiri sana dokunmuyor. Kimse seni gerçekten görmüyor. Aslında sen de onları görmüyorsun. Çünkü gözler var, bakıyor; ama kalpler yok, bakmıyor. İşte yalnızlık tam da burada doğuyor: Görülmenin olmadığı yerde. Eskiden yalnızlık, tenha bir odanın, boş bir sokağın, uzak bir dağın payına düşerdi. Şimdi ise kalabalıkların tam ortasında yeşeriyor. Modern çağın en büyük ironisi bu belki: İnsan kalabalıklaştıkça yalnızlaşıyor. Herkes bir diğerine çarpıyor ama kimse kimseye değmiyor. Birbirimizi omuzlarımızla itiyoruz ama ruhlarımız yan yana bile gelemiyor. Sosyal medyada yüzlerce kişi “dostum” diyor, “canım kardeşim” yazıyor. Peki gece yarısı kalbini sıkıştıran o derin acıyı kime anlatıyorsun? “İyiyim” kelimesi modern zamanların en büyük yalanına dönüşmüş durumda. Çünkü kimse “iyi değilim” demeyi göze alamıyor. Oysa en çok ihtiyacımız olan şey, işte tam bu anda, bir sesin bize dönüp “anlıyorum” demesi. Yalnızlık aslında bir soru: “Ben kimin için varım?” diye soruyor insana. Bazen bu soruyu bastırıyoruz; dersle, işle, eğlenceyle. Ama gece olunca herkes kendi sessizliğine mahkûm kalıyor. Bir dostun yoksa, bir kitap açmıyorsan, yahut bir şarkı ruhunu tutmuyorsa, sessizlik odayı dolduruyor ve insan kendi gölgesinden bile korkmaya başlıyor. Fakat şunu da bilmek gerek: Yalnızlık yalnızca bir ceza değildir, bazen bir armağandır. Çünkü insan, kendi içine bakmayı da orada öğrenir. Kalabalığın uğultusundan uzaklaştığında, kendi sesini duyarsın. Kendinle konuşmayı beceren, başkasının da kalbine dokunmayı öğrenir. Belki de bu yüzden en büyük şairler, yazarlar, düşünürler yalnızlığın içinden doğdu. Yalnızlığı sevmek değil mesele; onu anlamak, onunla yürümek… Kalabalıkların ortasında yalnız hissediyorsan, bu senin eksikliğin değildir. Çünkü asıl mesele bir insanın yanında kaç kişi olduğu değil, yanında duran tek bir kişinin gerçekten kalbini duyup duymadığıdır. Ve belki de bütün hayat dediğimiz şey, o kişiyi aramaktan ibarettir.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!