Dönülmez Akşamın Ufkunda mıyım?
Hayat döngülerden ibaret; bazen çıkmak değil, o döngünün içinde var olmayı öğrenmek insanı tamamlıyor.

Hiç kendinizi bir döngünün içinde hapsolmuş hissettiniz mi? Ben tam da oradayım. Çıkmak isteyip istememek arasında bile durmuyorum; sormayın, çünkü o sorunun cevabı bile yok. Garip bir yer burası…
Başlangıç noktasına döndüğümü söylesem, orada duran artık ben değilim. Yola çıktım, adımlar attım, hızlandım, kimi zaman sendeledim; ama ne gariptir ki, her seferinde başladığım noktaya geri dönmüş gibi hissediyorum.
Üç yıldır bir kısır döngünün içindeyim. Çıkış kapısını ararken bir ışık belirdi karşımda. Fakat o ışık bana çıkışı göstermedi, içinde bulunduğum halin aslında ne kadar kıymetli olduğunu hatırlattı. Çünkü bazen kurtuluş, kaçışta değil, kalışın derinliğinde saklıdır.
Düşünsenize, hepimiz bir döngünün içinde değil miyiz? Doğumla açılan perde, ölümle kapanıyor. Arada geçen ömür, baştan sona bir gidiş-geliş. Bunun içinde yüzlerce küçük döngü var: aşklar, kayıplar, sevinçler, hüzünler… Benim üç yıldır içimde yaşadığım döngü ise, meğer beni ben yapan mihenk taşlarından biriymiş. Her tekrarda biraz daha kendimi tanıdım, biraz daha kabullendim.
Şimdi biliyorum. Döngü dediğim şey, bir zincir değil. Aslında varoluşun ritminden başka bir şey değil. Bu ritmin içinde hem mutluyum hem de mutsuz… Tutarsızlık var mı? Elbette. Ama hangi döngü baştan sona tutarlı olabilir ki? Zaten tutarlılığa gerçekten ihtiyaç var mı, bu da ilerleyen günlerde kaleme alınacak başka bir yazının konusu olsun.
Şuan bildiğim tek şey şu. İçimde taşıdığım bu döngüyü, bana kattıklarıyla, yoluma koyduklarıyla, benliğime yüklediği anlamlarla, anlamlı bir şeye dönüştürdüm. Evet, hala döngüdeyim; ama artık biliyorum ki bu döngü, beni ben yapan şeyin ta kendisi.
Çıkarsam yarım kalabilirim, kalırsam tükenebilirim. Ama şimdi, yine bu döngünün içinde kendi tutarsızlıklarımla yaşamaya devam edeceğim. Çünkü bazen insanı var eden şey, tam da çıkamadığı döngülerdir… Bakın, bu da bir bakış açısı işte.
Selametle…






