Dilhun
İnsanlığını ve acılarını yol boyu biriktiren anlatıcı, sonunda tüm kırgınlıkların faturasını kendine kesip kendi karanlığını da ışığını da yine kendinde bulduğunu fark eder.

Dilhun bir bedende
“acı” diye bağırıp ağladım.
Nasıl bir girdap bu,
ruhumun dar köşesinde
bana teslim olan?
İçimde birikmişti
yığınla saçılı ziyan artığı,
geçmeyen bir gecenin
sabahına dayandım.
Çiçeklerin yaprakları sallandı,
ben yel olup estim.
“Olsun” deyip
bir garibin omzuna
başımı yasladım.
Dost diye yalan söyleyenlerden
selamı sabahı kestim.
Ay parlıyor;
ilim yüzlü yekparelerin
alnını öpmeyene
restim.
Hiç içimden gelmeyerek
bozuk bir düzende,
perişan bir hâl ile
başladım.
Bir gönül bağını
kendi içimde,
kendi özümle
besledim.
İnsan olan ağlamaz mı?
Çocukların yası
nasıl tutulur,
hâl bilene fısıldadım.
Oysa ben bir insan gibi
ne yollardan
usulca geldim de geçtim.
Yolda bulduğum
ne var ne yoksa,
insana dair
hepsini bir bir topladım.
Şimdi anladım;
onca şikâyet boşunaymış,
faturayı yalnız
kendime kestim.
Gökte yıldız olup
kuyruğuma onca ışığı taktım da,
ben kendimle
nasıl parladım?
Ah…
Esecek bir rüzgâr bile
kendini incitmeden eserdi;
ben kendimi
nasıl da bir karanlığa ittim…





