Tarif Defteri
Ninesinin mutfağında oyunla öğrenilen çocukluk, büyüdüğünde korkusuzca hayatı kurabilmenin en değerli mirasına dönüşür.

Arkamdan kazlar, eşekler ve keçiler
bir ağızdan bağırarak geliyor,
ninemin mutfağına kaçıyorum.
başlıyorum kurcalamaya;
“Kurcala kuzum,” diyor, “Kurcala öğrenirsin.”
Bıçakları, oyacakları çekiyor kenara,
keskin ne varsa uzağımda.
Ellerimle dünyayı keşfedeyim diye
hazineyi seriyor yerdeki eski kilime:
Nohutların, mercimeklerin, irmiklerin şelale akışı...
Görmek, dokunmak ve koklamak.
Bir evi doyurmak için ne gerekse orada;
tarhana ovalamak, erişte kesmek,
mantı kapatmak ve türkü söylemek...
Kurutulmuş sebzelerin derin kırmızısı, moru.
Peynir bezleri, un çuvalları, reyhanlar...
Oklavalar ve fırfırlı önlükler,
süzgeç niyetine kullanılan eski yazmalar,
kuzu desenli pazen sofralıklar.
Büyük bir sini üzerinde hamur açarken ninem;
hiç saray sofrası görmedim ama
boynundaki anahtar ve tülbentiyle
dünyanın en güzel kraliçesi olurdu.
Bir gün büyüdüğümde,
mutfakta başköşeye geçmem gerekirse
ve herkes “ne pişireceğiz” diye telaşa kapılırsa
hiç korkmam.
Bana bıraktığı en büyük miras:
Tarif defteri.






