Tozlu Raflar

Sabahattin Ali'nin Aldırma Gönül Şiirinin Hikayesi

Sabahattin Ali, Aldırma Gönül şiirinde, Sinop Cezaevi’nin zorlu koşullarında bile gönül direncini korumanın ve özgürlük özlemini yaşamanın hücrede bile mümkün olduğunu yansıtır.
Sabahattin Ali'nin Aldırma Gönül Şiirinin Hikayesi
Bu şiiri tam olarak anlayabilmek için, onun hangi şartlar altında yazıldığını bilmek gerekir: Sinop Cezaevi. Türkiye’nin en korkunç cezaevlerinden biri olarak gösterilen bu yer, aslında bir kale olarak inşa edilmiştir ve yapımı M.Ö. 2000’lere dayanır. Osmanlı döneminde cezaevi olarak kullanılmaya başlanan kalenin üç yanı denizlerle çevrilidir. Karadeniz’in serin sularıyla boğuşan bu kalenin en büyük sıkıntısı, korkunç nemdir; öyle ki iddiaya göre kibrit dahi yanmazmış. Birçok mahkum, bu olumsuz şartlar yüzünden hayatını kaybetmiştir. Ne yazık ki bu ürkütücü cezaevi, pek çok şair ve yazarı belli bir süre tutsak etmiştir. Sabahattin Ali de bu isimlerden biridir. Dışarıda sonsuz bir denizin olduğunu bilip, birkaç metrekarelik bir hücrede yatmanın bir günü bile insana bir ömür gibi gelir. Hapiste yatmak zordur; ama dışarıdaki dalgaların duvarlara çarpıp çıkardığı özgürlüğün sesini duymak, üç kat daha zor gelir insana. İşte bu şartlar altında, özgürlüğe büyük bir özlemle, Sabahattin Ali beş şiirden oluşan *Hapishane Şarkıları*’nı kaleme almıştır. Bu şiirlerden en bilineni ve en etkileyici olanı ise *Aldırma Gönül*’dür: **Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma** **Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül aldırma** **Dışarıda deli dalgalar / Gelip duvarları yalar** **Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma** Şiirde, hapishane koşullarının yarattığı yalnızlık ve sıkıntı, dışarıdaki özgürlüğe duyulan özlemle iç içe geçer. Sabahattin Ali, küçücük hücresinde bile yüreğini cesaretle büyütür; gözyaşlarını gizler, gönlünü avutmayı başarır. Bu şiir, sadece bir hapishane şarkısı değil, insan ruhunun sıkıntıya rağmen direnme hikayesidir.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!