Mustafa Kemal Atatürk'ün Ümmid-i Aşkım Şiirinin Hikayesi
Mustafa Kemal Atatürk, terk eden Fikriye Hanım’a duyduğu özlem ve aşkı, derin bir ağıt gibi kağıda dökmüştür.

Fikriye Hanım, Gazi Mustafa Kemal Paşa için bazen bir gerçek, bazen bir masaldır. Masalların çoğu mutlu sonla biter; ama bu yalnızca masallarda olur.
Bir yalnız adam, Çankaya Köşkü’nün o zamanki Ankara manzarasını gören balkonundadır. Ağustos sabahının güneşi, kendi sükûneti içinde yavaş yavaş doğmaktadır. O yalnız adam, derin düşünceler içinde kâğıdı ve kalemi eline alır.
Erkenden kendisini terk eden, geride onarılmaz acılar bırakan, adını unutamadığı bir kadının ardından yazmaya başlar. Yazdıkları bir şiir değil, bir ağıttır.
Ümmid-i Aşkım
Bir hüzün gibi geldi geçti vuslatımdan
Şekvacı olmadı yorgun başımdan
Lezzet-i Şinasi’ydi sunduğu kahve fincanından
İzmihlal-i mümkün değil sızlayan vicdanımdan
Varsın çeksin bu dimağ, unutmaz seni
Kimse dolduramadı yürekteki yerini
Bir kadeh gibi sunmuştu ölümsüz sevgini
Çaresiz yürek nedendir, bilmedi kadrini
Terk-i hayat ne der bilemem amma
Bir ümid-i hayaldir buluşmak orada
Dilerim sübut bulur kanayan yara da
Aşk-ı Muhabbet biter mi? Cennet-i Alada
İçsende bir kadeh hayat iksirinden
Zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den
Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden
Ümmid-i Aşkım saracak onu cefakar teninden




