Söyleşiler

Fırtınadan, Aydınlığa "Gökhan Çolak ile Yazarlık Üzerine

Fırtınadan şifaya uzanan yazarlık serüvenini ve kelimelerin ona kattığı gücü Gökhan Çolak, Beyanhane’de samimiyetle paylaştı.
Fırtınadan, Aydınlığa "Gökhan Çolak ile Yazarlık Üzerine
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğdunuz, hayat sizi nereye götürdü? Ben Gökhan Çolak. Kalemi yüreğimin uzantısı sayan, kelimelere sığınan bir yolcuyum. Erzurum doğumluyum. Otuzlu yaşlarımın başında, hayata ve insana dair biriktirdiklerimi kelimelere dökerek hem kendimi hem de başkalarını anlamaya çalışan bir yazarım. Yazmak, benim için bir meslek değil; bir duruş, bir iç hesaplaşma biçimi. Kağıda düşen her cümle, içimde çözülmemiş bir düğümün izi gibi sanki. Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? İlk ilham periniz neydi? Yazarlık benim için bir kararla başlamadı; bir miras gibi içime aktı. Babamın kalem tutan ellerinde, defter kokan akşamlarda büyüdüm. Yazmak, önce ona özenmekle başladı. 12-13 yaşlarındaydım. Henüz hayatı tam anlayamıyordum ama içimde bir şeyler sürekli kıpır kıpırdı. Söyleyemediklerim, anlatamadıklarım, kimi zaman kırgınlıklarım, kimi zaman da en büyük sevinçlerim hep kaleme aktı. O günden bu yana yazmak benim için sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir varoluş şekli oldu. İki kitap yazdınız: Kişisel Gülüşüm (2024) ve Ben’sel Mesele 7. His (2025). Bu iki kitap arasındaki temel fark sizce nedir? “Kişisel Gülüşüm” benim karanlığımdı. Daha çok ilişkilerin çıkmaz sokaklarına, anlaşmazlıklara, içsel çöküşlere odaklandım. O kitapta bir arayış vardı; kırılmış bir benliğin kendini sorguladığı, hayal kırıklıklarıyla yüzleştiği bir dönem. “Ben’sel Mesele 7. His” ise o karanlıktan çıkan bir adamın hikâyesi. Kendi içine dönen, sessizliğiyle barışan, mutluluğu dışarda değil içerde arayan bir ruhun anlatısı. Bir nevi aydınlığımdı. Yani biri içimdeki fırtına, diğeri o fırtınadan sonra gelen durulma hâli. Biri yara, öteki şifa. Yazmak size ne hissettiriyor? Bu eylem sizin için bir sığınak mı, ifade biçimi mi, ikisi birden mi? Yazmak benim için hem bir sığınak hem de bir çıkış yolu. Dışarıda çözemediklerimi içeride kağıtla konuşarak çözüyorum. Ne zaman içim kalabalıklaşsa, kelimelere sığınıyorum. Yazarken ne kadar derdim, suskunluğum, cevapsız sorum varsa bir bir dökülüyor içimden. Bu yüzden yazmak sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda kendimle barışabildiğim, yüklerimi hafiflettiğim güvenli bir alan. Şu an hayatta bana en iyi gelen şeyin kalemim olduğunu fark ettikçe, onun kıymetini daha çok anlıyorum. Bazen içimde fırtınalar koparken, dışarıdan sakin görünmemin tek sebebi de bu “yazabiliyor olmak”. Kaleme döktüğünüz duygularla okurlar arasında bir bağ kuruyor musunuz? En çok hangi duyguları aktarmayı hedefliyorsunuz? Yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana dizmek değil; okurun kalbine doğru uzanan görünmez bir köprü inşa etmektir benim için. Her cümle, her satır, kendi iç dünyamdaki fırtınaların, umutların, kırgınlıkların ve aydınlanmaların birer yankısıdır. Bu yankılar okurun ruhuna değdiğinde, o bağ oluşur; görünmez ama sarsılmaz bir bağ. En çok aktarmaya çalıştığım duygu, insanın kendi içindeki çatışmayı, yalnızlığı ve nihayetinde umutla aydınlanan dönüşüm yolculuğunu hissettirebilmek. Çünkü bence gerçek edebiyat, karanlıkta ışık arayanların hikâyesidir. Ve ben, o hikâyeyi kalbimin en derinlerinden kelimelere dökerken, okurun da kendi karanlığıyla yüzleşmesini, yaralarını fark etmesini ve o yaralarla var olmanın onurunu hissetmesini isterim. Bir yazarın görevi sadece anlatmak değil; aynı zamanda okuru kendi içsel labirentlerinde yürümeye cesaretlendirmektir. Ben bu cesareti paylaşmaya, o bağı kurmaya talibim. Yazarlık sürecinde zorlandığınız veya kendinizle yüzleştiğiniz anlar oldu mu? Psikolojik olarak sizi en çok ne etkiliyor? Elbette, yazarlık yolculuğu bir pembe bulutlar koridoru değil. En çok zorlandığım anlar, kendi içimde sakladığım karanlık ve kırılgan yanlarımla yüzleşmek zorunda kaldığım anlardır. Yazmak bazen aynaya bakmak gibi; görmek istemediğin gölgelerle, unutmak istediğin anılarla karşılaşmak demek. Psikolojik olarak beni en çok etkileyen şey, insanın kendi içinde yaşadığı yabancılaşma ve yalnızlık. Dışarıya karşı güçlü, sağlam görünürken, iç dünyanda kopan fırtınaların sessizliği. Yazarken bu sessizliği bozmaya cesaret ettiğimde, bazen kendi kendime şüpheyle bakıyorum: “Acaba bu yol beni daha da mı yaralıyor?” Ama tam da o kırılganlık anları, yazdıklarımı gerçek kılan, okura ulaşan enerjiyi doğuran anlar oluyor. Kendimle en derin çatışmalarımı yaşadığım bu anlar, aynı zamanda büyümenin, dönüşmenin de başlangıcı. Yazmak, kendi ruhumu kanatlandırmak için verdiğim savaş gibi. Bu savaş bazen yorgun, bazen umutlu ama her zaman gerçek. Boluda yaşıyorsunuz, Erzurumlu olduğunuzu biliyoruz.. Mekanlar yazınıza nasıl yansıyor? Erzurum’da doğup büyümek demek, Anadolu’nun derin, köklü ve zengin kültürünün damarlarında dolaşmak demek. Oranın hayatla, insanla kurduğu ilişki biçimi, düşünce yapısı ruhuma sinmiş. Ama Bolu gibi, doğanın cömertçe kucakladığı, yeşilin her tonunu sunan bir yerde yaşamak, bambaşka bir perspektif kattı bana. Aslında yazılarımda, Anadolu’nun kadim sözlü geleneği ile modern hayatın çatışmasını ve uzlaşmasını yansıtmaya çalışıyorum. Gezmek, farklı şehirlerin sokaklarında yürümek, insanların hikayelerini dinlemek ise kelimelerime derinlik kazandırıyor. Her yeni karşılaşma, her sohbet, zihnimde yeni bir pencere açıyor; bu pencereden baktıklarımı satırlara taşıyorum. Mekanlar benim için sadece fiziksel alanlar değil, bir ruh hali, bir kültür, bir zaman dilimi. Yazarken, oradan oraya savrulan bu ruh hallerini yakalamaya çalışıyorum. Gelecek planlarınız arasında yeni bir kitap ya da farklı bir türde çalışma var mı? Evet, şu an tek bir kitapla sınırlı kalmıyorum; aynı anda birden fazla projeyi, fikri besliyorum. Yeni kitap çalışmalarım devam ediyor ve farklı türlerde kalemimi denemek istiyorum. Yazmak benim için asla durmayan bir nehir gibi; sürekli akıyor, şekil değiştiriyor. Yayınevlerinden, dergilerden, gazetelerden, köşe yazarlığı teklifleri geliyor; elimden geldiğince hepsine yetişmeye çalışıyorum. Bu tempoya rağmen, yorgunluk hissetmiyorum çünkü bu yolda olmak, yazmanın içinde olmak bana tarifsiz bir mutluluk ve anlam veriyor. Her yeni kelime, yeni bir ufka açılan kapı gibi… Bu yüzden geleceğe umutla bakıyor, her projede kendimi biraz daha keşfetmenin heyecanını yaşıyorum. Size göre yazı dünyasının genç yazarlarına en önemli öneri nedir? Genç yazarlar bilsin ki, bu yol kolay değil; en başta çok eleştiriye maruz kalacaklar, hatta bazen anlamaya çalışanlar kadar anlamayanların da sözlerine kulak vermek zorunda kalacaklar. Üniversiteler, edebiyat bölümleri, dil kuralları... Bunlar elbette önemli, ama yazmanın özü yürekte, kelimeleri kalbe dokundurabilmekte saklı. Yazmaya yeni başlayanların en büyük düşmanı, başkalarının yazamadığı bir cümle için verdikleri yargılar olabilir. O yüzden yılmasınlar, pes etmesinler. Çünkü bizde takdir etmek zor, kıymet bilmek nadiren gelir. Satılacak mı, okunacak mı kaygısı yerine, yazdıkları onlara iyi geliyorsa, o kelimelerle barışıklar ise zaten kazanmış sayılırlar. İlk kitaplarında büyük satış hayalleri kurmasınlar. İsmi olmayan yazarın satış rakamları değil, kendi iç yolculuğu, kelimeleriyle kurduğu bağ kıymetlidir. Yazmak bir tür şifa, ruhun sessizliğiyle konuşma biçimidir. Ve en önemlisi: Yazsınlar, sadece yazmanın verdiği o tarifsiz özgürlüğü yaşasınlar. Çünkü gerçek edebiyat, yazmanın içinde bulduklarınla şekillenir, dışarının sesleriyle değil.

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

0/5000

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!